► (233) ◄ Milaslı Halîl İbrahim’in fıkrasıdır
(Milaslı Halîl İbrahim’in fıkrasıdır)
Efendim!
İsterim ki Yirmiyedinci Mektûb’un tatlı sadâları içerisinde benim de boğuk sesim çıksın, lâkin heyhât o mâden-i esrâr bahrinden dem vurmak haddim değil. Benim arzum ve iştiyakım, o gülistana girebilmek ve o güzel güllerden koklamak, yoksa onun tavsifinde âciz ve kàsırım. Gerçi kalbimde galeyân eden mânâlar çoktur. Lâkin her nedense lisân hissiyatımızın tercümânı olamıyor.
Şu kadar diyebilirim ki, elimde mevcûd risaleler ve fihristede gördüğüme nazaran, Risale-i Nur eczâları bir şecere-i nurâniyedir ki, dalları aktâr-ı arza neşr-i envâr ediyor ve ilâ nihâye edecektir. Karanlıklı bir gecede, semâdaki yıldız ve kamerler, zemin yüzünde nasıl rehberlik ederlerse, Risale-i Nur eczâları da öyledir. Ve zulmette nura ihtiyaç ne ise, Risale-i Nur eczâları da odur.
Bahr-i dalâlet mevceleri arasında, sefîne-i Nuh (A.S.) necât verir, her kim dâhil olsa, tûfân-ı maâsîden halâs bulur. Risale-i Nur eczâları, küre-i arzın mevsim-i erbaa kütübhânesinde bir bahardır ve bahar kadar letâfetlidir ve canbahştır ve ölmüş arza o bahar vâsıtası ile hayat verildiği gibi, Risale-i Nur eczâları da ölmüş arz kulûblere taze hayat verir. Risale-i Nur eczâları bir mürşiddir. İnsanı haksızlıktan hakka döndürür ve hayvanlıktan insaniyete ve esfel-i sâfilînden, a'lâ-i illiyîne yükseltir. Otuzüçüncü Sözün Yirmidördüncü Mektûbu ve emsâlleri, insanın rûhunda inşirah hâsıl ediyor ve kalbinde Sâni'-i Hakîm’in hikmetine karşı pencereler açıyor. Risale-i Nur eczâları, insanın sıkıntılı vaktinde imdâdına yetişir ve tesellî eder, bu ciheti aynen gördüm. Velhâsıl Risale-i Nur eczâları hakkında her ne desem, yine o nura karşı sönüktür. İşte o fihristeler fihristesi böyle olunca, daha ilerisini ehli olan anlar.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz
Halîl İbrahim (R.H.) ∗∗∗
► (234) ◄ Hulûsî Bey’in fıkrasıdır
(Hulûsî Bey’in fıkrasıdır)
Bugün hayreti mûcib, nazara câzib, dikkati câlib, mânâsı latîf, tertibi zarîf, tevâfuku nazîf, envârı zâhir, îcâzı bâhir, zübde-i bürhân, erkân-ı îmân, bir lem'ası, i'câz-ı Kur'ân olan ve mübârek Husrev’in çok mükemmel bir tarzda istinsah ettiği, Yirmidokuzuncu Söz ile, melfûfu cidden çok
