İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 174 / 348
174

► (168) ◄ Re'fet Bey’in bir fıkrasıdır

(Re'fet Bey’in bir fıkrasıdır)

Azîz ve Muhterem Üstadım Efendim!

Sözler’in ve Mektûbat’ın ve Pencereler’in fihristesi, o kadar güzel olmuş ki, bir defa sathî bir nazar atfeden kimse, Risaletü'n-Nur eczâlarının kıymet ve ehemmiyeti hakkında yek nazarda bir fikir edinebilir. Bu fihriste umum risalelere bedeldir. Hiçbir müellif, yazmış olduğu yüzyirmi kadar kitabının, herbirisinin hülâsa-i meâlinden ve bilhassa metnindeki âyâtı, birer birer münâsib ve mânidâr bir tarzda ta'dâd etmek sûretiyle risalelerin gâyâtından ve mâhiyetinden bahsetmek şartıyla, böyle ehemmiyetli dört risaleyi vücûda getiremez.

Fihristenin bâriz bir vasfı daha var ki, o da kendi ihtiyarınızla olmayıp, sünûhât-ı kalbiye ile olduğunu isbât ediyor. Biz bu hâlleri gördükçe, sizin gibi bir Üstada nâiliyetimizden dolayı Rabbimize çok şükür etmekteyiz.

Re'fet ∗∗∗

► (169) ◄ Hulûsî Beyin fıkrasıdır. Eğirdir’de bir kardeşimize gönderdiği mektûbdandır

(Hulûsî Beyin fıkrasıdır. Eğirdir’de bir kardeşimize gönderdiği mektûbdandır.)

Üstad Hazretlerinin son Otuzbirinci Mektûbun Onüç ve Ondördüncü Lem'aları’nı hâvî olan pek kıymetli, nurlu ve hikmetli, serâpâ nur olan hakàik derslerinden derin mânâlı, şirin lezzetli, asel-i musaffâ nev'inden ekmel eserlerini almakla bahtiyar, cevab takdimine muvaffak olamamakla bedbahtım. Şuracıkta karalamaya niyet eylediğim birkaç satırla, o ders-i hakàiktan aldığım feyzi izâh veya duygularımı nakletmek istemiyorum. Çünkü, bu dersin nihâyetindeki hususî hâşiye, sanki ma'nen beni bir müddet mektûb yazmaktan men'etti. Zâhirî mânâlar da bu işâretin doğrudan doğruya bu bîçâreye ait olduğunu göstermektedir. Bu nurlu dersi bir defa (Onüçüncü Lem'a kısmını) İmâm Ömer Efendi gibi arkadaşlara okuyabildim.

Sevgili Üstadımın emirleri, işâretleri, dersleri, tenbihleri, îkazları, irşadları, tehdidleri, şefkatleri hep hakikatlidir. Bugüne kadar söylenmişler böyle olmakla beraber, bundan sonrakiler de aynı mâhiyettedir. Asla şübhe ve tereddüdüm yoktur. Tabîi, sevk-i tabîi, tesâdüfî değil. Hakîki, fıtrî sevk-i İlâhî, kader-i Sübhânî, her işimizde hâkim. Cüz'-i ihtiyarımızla seyyiâtımızdan mes'ûl olmakla beraber, hasenât tevfik-i Hudâ ile olduğuna, Kur'ân-ı bâhirü'l-bürhân şâhid-i sâdıktır.

Hulûsî ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.