İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 258 / 348
258

► (232) ◄ Husrev’in fıkrasıdır

(Husrev’in fıkrasıdır)

Sevgili Üstadım, Azîz Hocam, Efendim Hazretleri!

El ve ayaklarınızdan öperek, sıhhat ve âfiyetiniz için duâcıyım. Bu hafta zarfında, yazıp ikmaline muvaffak olabildiğim Yirmialtıncı ve Onuncu cüz'leri ve Kur'ân-ı Kerîm’in tamamen yazılmasından mütevellid sürûrlarımı ifâde eden, şu arîzamı takdim ediyorum.

Sevgili Üstadım, bu hususta ma'rûz kaldığım, o Furkàn-ı Ezelî’nin bazı inâyâtından bahsetmekliğime müsâade edilmesini ricâ ederim. Şöyle ki:

Lafza-i Celâl ve Lafz-ı Rab tevâfukâtı ile, kelime tevâfukâtını muhâfaza etmek sûretiyle, bir Kur'ân-ı Kerîm yazılmasını emir buyurduğunuz vakit, pek büyük bir sevinçle kaleme sarılmıştım. İlk yazdığım üç cüz'ün başlangıcında, o kadar müşkülâtla yazı yazıyordum ki, sevincimi ye's, şevkimi fütûr doldurmuştu. Esâsen Arabî hattımın hiç olmaması, ye'simi teşdid, fütûrumu tezyîd ediyordu.

Sevgili Üstadım, bu hâl çok devam etmedi. İlk günlerde sabahtan akşama kadar çalıştığım hâlde, beş veya altı sahife yazı yazabilmek, benim için büyük bir muvaffakıyet iken, Kur'ân-ı Azîmü'l-Bürhân’ın yardımı imdâdıma yetişti. Müşkülâtın yerini sürûr, teessürün yerini sevinç kapladı. Bazı günler kalemi elimden bırakmamak için, namaz vaktinin uzamasını veyâhut gurûbun olmamasını temennî ediyordum. Bazen olurdu, sabahlara kadar yazı yazmak isterdim. Bazen olur, yazılması gayet güç sahifelere, Kur'ândan istimdâd ederdim. Gayet kolaylıkla, o sahifeyi yazmaya muvaffak olurdum. Bazen en kolay yazılacak sahifelerde, istimdâdı bırakırdım. Elimde kalem güyâ yazı yazmakta izhâr-ı acz ederdi. Hattâ bazen yanlış yazarak sahifeleri tebdil ettiğim olurdu.

Bu kadar teshîlât arasında, Arabî hattımın şeklinin değişmekte olduğunu gördüm. Birinci defaki yazdığım yazılarımla son yazdığım yazılarımı karşılaştırdığım vakit, böyle çapraşık bir yazı ile, nasıl olur da dilâver bir pehlivan gibi ortaya atıldığımı düşünerek evvelce çok me'yûs oldum. Sonra da sevincimden mesrûrâne şükürler ettim.

Kur'ânda mevcûd tevâfukâtı ile beraber yazan Hâfız Ali, Hoca Sabri, Hâfız Zühtü gibi kardeşlerimin yazdıklarını gördükçe, şevkim artıyordu. Ümîdin fevkınde bir terakkiyât gördüm. Bu esnâlardaki inâyetin bir kısmı kalbe tulû' ediyordu. Bir kısmı idare-i taayyüşüme taalluk ediyordu. Bir kısmı da yazı yazarken vukû' buluyordu. Meselâ son bir hâdiseyi arz edeceğim. Şöyle ki:

En son yazdığım Sûre-i Tevbe’nin 197. sahifesinde altı lafza-i Celâl mevcûd, dimağıma sahifenin yazılacak şeklini hazırladım.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.