İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 204 / 348
204

ve ilhâd hesabına, Türkçülük perdesi altında, sahtekâr bir milliyet-perverlik sûretinde ve hodfürûşluk cihetinde bana tecâvüz edenler ve Türk milletini ve milliyetini zehirleyen mülhidler bilsinler ki; ben millet-i İslâmiyenin en mühim ve mücâhid ve muazzam bir ordusu olan Türk milletine binler Türk kadar hizmet ettiğime, binler Türk şâhiddirler. İşte bana Kürd diyen ve ittiham eden, zâhir hamiyet-perverlik gösteren sahtekârlar, bu millete ne gibi hizmet ettiklerini göstersinler.

Bu fir'avuncukların enâniyetini kabartan mahviyatkârâne söz söylemek câiz olmadığından, bilmecbûriye o mütekebbirlere karşı izzet-i ilmiyeyi muhâfaza etmek için, söylenmeyecek ve izhârı münâsib olmayan uhrevî hizmetlerimi Cenâb-ı Hakk’ın afvına güvenerek izhâr ettim.

اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى

Said Nursî ∗∗∗

► (193) ◄ Zekâi’nin fıkrasıdır

(Zekâi’nin fıkrasıdır)

Azîz Üstadım!

Bu elîm hâdisât hususunda sabır ve tevekkülden bahsetmek, bilirim ki, zâiddir. Esâsen bizim gibi hayatın cüz'î ızdırâbından ah u enîn eden kemterlere sabır ve tevekkül gibi, define-i saâdet ve necâtın kıymetini siz öğrettiniz. Hamdolsun, günden güne bu kelimelerin mefhûmunu daha iyi kavrıyoruz ve takdir edebiliyoruz. İlk zamanlarda, yani nurlara çok uzak olduğumuz gaflet zamanlara, hayatta, hâdisâtta, herşeyde sabır ve tevekkül bizlere zâhiren acı ve kàbil-i hazım değil gibi geliyordu, öyle görüyorduk. Fakat bu hususatı bihakkın telkin ve tenvir buyuran Üstadımızın irşadı, bizim nazarımızda sathî ve zâhirî şeyleri silmektedir. Bu fakirin ve günahkârın en ziyâde medâr-ı sürûru olan bir şey varsa, o da ancak akıl ve fikir ve bahr-i muhît-i kebîrden bir katre nisbetinde kalb gözüyle hakîki nurları görüp muvakkat bir ân ve zaman için mütelezziz olmasıdır.

Sevgili Üstadım, hamdolsun kardeşlerimiz fikren ve rûhen hâl-i terakkîdedirler. İnşâallâh, ma'nen ve nazar-ı İlâhîde de terakkî ediyorlar. Yirmiyedinci Mektûb gittikçe coşan berrak bir şelâle gibi çağlamaktadır. Yegâne arzum ve emelim, tarîk-ı selâmet sâliklerinin kesretini ve elimizdeki mecmua-i hakàikın daha çok kıymetli ve temiz ellerde dolaştığını görmektir. İnşâallâh zaman bu muktezâ-yı hak ve hakikati icra edecektir. Âcizleri, bu ümîd ve intizar ile hayırlı âkıbeti Cenâb-ı Hak’tan temennî ediyor. Ve şimdilik gayyûr, sâdık, müttakì ağabeylerim ve

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.