Kur'âniyeye dair beyân ettiğimiz nüktelere ne dersin?” Bir fâtiha okuyup falı açtık. İşte başta fal şu geldi:
جَامِى اَزْ خَطِّ خُوشَشْ پَاكْ مَكُنْ لَوْحِ ضَمِيرْ
كِينْ نَه حَرْفِيسْت كِه اَزْ صَفْحَهٴِ اِدْرَاكْ رَوَدْ
Yani, “Bu hurûf öyle harf değildir ki, akıl ve idrak sahifesinden gitsin. Öyle kudsî harf, öyle güzel şirin hat dâima kalbimin sahifelerinde yazılmalı, silinmemeli.” Acîbdir ki, bütün Dîvân’ında bu fala benzer meâlde yazı göremedik. Demek bu fal, Hazret-i Câmî’nin kerâmetinden bir nebze oldu.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
Kardeşiniz
Said ∗∗∗
► (260) ◄
Mu'cizât-ı Ahmediye’yi (A.S.M.) sana güzel ve tevâfuklu bir tarzda yazdırdım. Husrev kerâmetli kalemiyle bana yazdığı gayet kıymetdâr bir nüshayı aynen ve tam tamına muvâfık gelmek şartıyla size yazdırıldı, yakında göndereceğim. Yanınızda yeni yazılan İ'câz-ı Kur'âniye gibi bana bir nüsha lâzımdır. Fakat Hâfız’ın kalemi oradaki mevcûd tevâfuku tamamen muhâfaza edememiş. Tevâfukçu Husrev’in taht-ı nezâretinde mâbeyninizde taksim edip bana yâdigâr bir İ'câz-ı Kur'ânîyi müştereken yazsanız çok iyi olur. ∗∗∗
