► (195) ◄ Âsım Bey’in fıkrasıdır
(Âsım Bey’in fıkrasıdır)
Otuzbirinci Mektûbun Dördüncü Lem'ası olan Minhâcü's-Sünne, elhak çok kıymetdâr ve emsâli bulunmayan bir risale-i şerîfedir. Takdir ve tahsine bihakkın elyak, medih ve senâya şâyeste olup, ne kadar medih edilse, yine azdır. Her gören ve her okuyan ve dinleyen meftûn oluyor. Hattâ meşrebce Alevîlik, Sünnîlik cihetinde müfrit olanlar bile, son derece takdir etmektedirler. Müfrit meşreblerin birbirine karşı adamları dahi, hiç i'tirâz edemeyip münâkaşa kapısı açamıyorlar.
Âsım ∗∗∗
► (196) ◄ Ahmed Husrev’in fıkrasıdır
(Ahmed Husrev’in fıkrasıdır)
Muhyiddin-i Arabî Hazretlerinin meşrebini izâh edip, noksaniyetini beyân eden nurlu beyânâtınızdan çok istifade ettim. O mes'eleye ait evvelki dersinizden anlayamadığım cümleler ve karanlık noktalar, bu defa başka bir tarza çevrilerek karşıma çıktığını hissettim ve güzel yüzlü hakikatlerini görmeye başladım. Elhak pek çok tefeyyüz ettim. Kardeşim Re'fet Bey’le beraber okuduk. Üstadımıza minnetdârâne teşekkürler ettik. Cenâb-ı Hak, size lâyık olduğunuz ecr-i kesîri ihsân etsin. Âmîn.
Ahmed Husrev ∗∗∗
► (197) ◄ Babacan Mehmed Ali’nin fıkrasıdır
(Babacan Mehmed Ali’nin fıkrasıdır)
Ey Benim Rûh-u Canım Üstadım Hazretleri!
Size karşı hakkıyla talebelik vazifesini îfâ edemiyorum ve Risale-i Nura tam hizmet edemiyorum. Çünkü Risale-i Nur’la tezâhür eden kuvvet ve kudret, zekâvet, esrâr ve envârı düşündükçe, tefekkür ettikçe kendimden geçip, bî-hûş kalıyorum. Öyle yüksek yerlere çıkamıyorum. İnşâallâh Cenâb-ı Hakk’ın izni ile, kullarına bahşetmiş olduğu en kıymetdâr cevâhirden bin kat ziyâde kıymetli bulunan Kur'ân-ı Hakîm’in sırlarını izhâr eden risalelerden gücüm yettiği kadar istifadeye çalışacağım. Gündüz derd-i maîşetle vakit bulamadığımdan, gecenin bir kısmını o Nurlarla ışıklandıracağım.
O Nurları yazdıkça kalemim ve kalbim gayet şirin ve rûhâni bir sevinç hissediyorum. Cenâb-ı Hakk’a nasıl hamd ve şükredeceğimi bilemiyorum. Bazen o Risale-i Nur’un envârına karşı ihtiyarım elimden gidiyor. Gafletli geçmiş zamanımı düşündükçe mahzûn ve mükedder
