İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 149 / 348
149

ihtiyarlarımızdan işitiyoruz ki, bu tarih, Üstadımızın tarih-i velâdetine tesâdüf etmekle beraber, bu umumî hâdise-i rahmet olan kesretli yağmur, hususî bir sûrette Risale-i Nura baktığına bir delili de şudur ki:

Risale-i Nurun neşrine vâsıta olan Üstadımız geldiği gün, Isparta’yı gayet harâretli ve yağmursuzluktan toz-toprak içinde görmüş. Barla gibi bir yayladan gelip böyle bir yerde dayanamayacağım diye telâş ediyordu. Üçüncü veya dördüncü günü bahçeleri kısmen gezdiği vakit, sebze ve ot ve çiçeklerin susuzluktan buruştuklarını görerek gayet müteessirâne su istiyor, yağmur taleb ediyordu. Arkadaşımız olan Bekir Bey’den –değirmenleri çeviren suyu göstererek– “Isparta’nın suyu bu kadar mı?” diye sormuştu. Bekir Bey cevab verdi: “Gölcüğün suyu kesilmiş, gelmiyor. Isparta’nın dörtte birini sulayan bu sudan başka yoktur.” dedi. Üstadımızın Isparta’da çok talebesi bulunduğundan, rûhen yağmurun gelmesini istiyordu. Aynı günde öyle bir yağmur geldi ki, elli seneden beri Isparta böyle bir hâdiseyi görmemiş. O yağmur yüzde doksandokuz menfaat vermiştir. Bundan anlaşılıyor ki, o tevâfuk tesâdüfî değil; bu rahmet, Isparta’ya rahmet olan Risale-i Nura bakıyor. Lillâhi'l-Hamd bu kerem-i İlâhî neticesi olarak Üstadımız diyor ki; “Isparta bana Barla’yı unutturdu. Unutamayacağım bir şey varsa o da –her yerde olduğu gibi– Barla’da bulunan ciddi dost ve talebelerimdir.”

|Talebesi|Talebesi|Hizmetkârı|Hizmetkârı|

|:-:|:-:|:-:|:-:|

|Mustafa|Lütfi|Rüştü|Husrev|

||Dâimî Hizmetkârı||Dâimî Hizmetkârı|

||Bekir Bey||Re'fet|

∗∗∗

► (144) ◄ Süleyman Efendi, Mustafa Çavuş ve Bekir Bey’in bir fıkrasıdır. Isparta’daki kardeşlerimizin fıkrasındaki da'vâyı isbât eden kuvvetli iki delili gösteriyor

(Süleyman Efendi, Mustafa Çavuş ve Bekir Bey’in bir fıkrasıdır. Isparta’daki kardeşlerimizin fıkrasındaki da'vâyı isbât eden kuvvetli iki delili gösteriyor.)

Re'fet Bey ve Husrev gibi kardeşlerimizin hàrika bir sûrette yağan umumî yağmur içinde Risale-i Nur bereketine hususiyetle baktığına bizim de kanâatimiz geliyor. Çünkü gözümüzle yağmur hâdisesini, hususî bir şekilde Hizmet-i Kur'ân ve Risale-i Nura baktığını iki sûretle gördük.

Birinci sûret: Risale-i Nurun vâsıta-i neşri olan üstadımızın câmii, Barla’da seddedildi. Risale-i Nuru yazacak hàriçteki talebelerinin yanına gelmeleri men' edildiği hengâmda kuraklık başladı. Yağmura ihtiyac-ı şedîd oldu. Sonra yağmur başladı, her tarafta yağdı. Yalnız Karaca Ahmed Sultan’dan itibaren, bu dâire içinde kalan Barla mıntıkasına yağmur gelmedi. Üstadımız bundan pek müteessir olarak duâ ediyordu.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.