Birinci Nükte: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ümmetine şefkatinin derecesini ve bihakkın Şefîu'l-müznibîn olduğunu göstermekle beraber, Süleyman Efendi merhumun mevlid-i şerîfindeki:
Tıfl iken ol diler idi ümmetin,
Sen kocaldın terkedersin sünnetin.
vecîzesini hatırlatmakta ve ol Hazret’e ümmet olanlara, sünnetlerine riâyet lüzumunu ehemmiyetle ders vermektedir.
İkinci Nükte: Cenâb-ı Peygamber Sallallâhu Teâlâ Aleyhi Ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin nesl-i mübâreklerinin, ilâ yevmi'l-kıyâm Hazret-i Hasan ve Hüseyin Radıyallahu Teâlâ Anhümâ’dan geleceklerini ve istikbâlde çok mübârek zevâtın da, bu meyânda zuhûr edeceklerini nazar-ı nübüvetle gördükleri için, bu iki hafîdine bütün o nurlu zâtlar hesabına şefkat göstermesi, öyle bir ta'riftir ki, beşerin düşünmesiyle yazılmasına imkân yoktur.
Üçüncü Nükte: Nass-ı kàtı' ile sâbit ve hadîs-i Nebevî ile müberhen Âl-i Beyt’e muhabbete işâret etmekte, bu vazifeyi îfâya dâvet eylemektedir. Çünkü İslâmiyet bir vücûdsa, bu vücûdun belkemiği muhakkak Âl-i Beyt ve başı her zaman Kitabullâh’tır.
Dördüncü Nükte: Şîaları ilzam edecek kadar kuvvetli bir derstir. Bu şümûllü dersten gaye ne olduğu, sonunda mükemmelen icmâl edilmiştir. ﴾ وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُوا ﴿ emr-i celîline tevfîkan, bütün mü'minler tevhide çağrılmıştır.
Kerâmet-i Gavsiyenin işârâtını te'yid eden remizleri defaatle okudum. Bu müjdeler hamd ve şükrümü artırmıştır. Zenbilli Ali Efendi’nin hâle çok uygun olan fıkrası hoşuma gitti. Latîf tefe'ülünüz خِتَامُهُ مِسْكٌ kabîlinden olmuştur.
Evet, Kur'ânî bahçede her zaman başka renkte, başka letâfette, başka te'sirde hakîki Cennet çiçekleri açılıyor. Bu mezherenin bülbülünü ve onun gönülleri teshìr eden nağmesini dinleyen, meşk eden yoldaşlarına, dâreynde selâmet ve saâdet ve muvaffakıyetler temennî ve niyâz eylerim.
Şâirin zamana muvâfık bir beyti:
Bir mevsim baharına geldik ki, âlemin,
Bülbül hâmûş, havz tehî, gülistan da harâb..
Ben de derim:
Öyle bir bid'alar devrindeyiz ki, İslâm’ın,
Bir bülbülü, bir gülistanı kalmış Kur'ân’ın.
