Allah-u Zülcelâl Hazretleri cümlemizi muhâfaza buyursun, âmîn. Dâreynde bâis-i necâtımız olan bu hizmeti, bilkülliye terk edecek olursak, o zaman helâkimiz muhakkaktır. Mâdemki, elimizde ma'fuv olduğumuza dair senedimiz yok. Bâis-i feyzimiz Üstadımız Hazretlerinin bizlere şefkatinden dolayı, kerâmet-i gaybiyeden haber verdikleri müjdeler, yalnız şevkimizi ve şükrümüzü artırmaya vesile olmalı. İsimlerinin sarâhaten zikredildiğini bildirmekle beraber, gösterdikleri àlî ferâğat, cümlemiz için nazar-ı ibretle görülmeli ve cidden taklid olunmalıdır.
Yine emirlerindendir ki, bizler hizmetle muvazzafız, mükellefiz; netice ile değil. Bu Nurlu hizmette bizleri birleştiren Allah-u Zülcelâl’den niyâzım; haşirde de livâ-yı Muhammedî (A.S.M.) altında haşr ve cem' olmaklığımızdır. اَللّٰهُمَّ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Müsâadenizle sadede geliyorum:
Otuzbirinci Mektûbun Yedinci Lem'asına esâs olan üç âyet-i celîlenin tefsiri hàrika bir tarzdadır. Bilhassa ikinci vecihle yedinci vechin ikinci ihbar-ı gaybî ciheti işitilmemiş bir sûrettedir. Bu mektûbun üçüncü lem'ası ki, ﴾ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿ âyetinin meâlini ifâde eden يَا بَاقِى اَنْتَ الْبَاقِى ❀ يَا بَاقِى اَنْتَ الْبَاقِى cümlelerinin gösterdikleri iki hakikatten çok büyük feyiz aldım. Garîbdir ki, bu mübârek eser, ﴾ لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ ﴿ âyet-i celîlesiyle başlamakla, sanki bu fakirin gördüğü rüyaya bir işâret yapıyor ve diyor ki: Senin rüyanda gördüğün kamer, bu âyette bahis buyurulan rüyanın sâhibi iki cihanın Fahri (Sallallâhu Teâlâ Aleyhi Ve Sellem) Hazretlerinin bir parmak işâretiyle ve izn-i Hakla inşikak etmiştir. Şems onun hatırı için, Ondokuzuncu Mektûbda beyân buyurulduğu üzere, bir saat hareketsiz görünmüştür, gibi mu'cizâtını hatırlatarak, “Ey gâfil, ittibâ'-ı sünnet et!” diyor. Bu rüyayı nakleden mektûbumda, Otuzbirinci Mektûbun Birinci ve İkinci Lem'alarıyla, Yirmidokuzuncu Mektûbun Birinci Remzinin Birinci Makamı’ndan gelen feyiz neticesi, ihtiyarsız yaptığım tâbirin sonunda yazmış olduğum ﴾ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ ﴿ âyet-i celîlesinin bir nev'i i'câzlı tefsirini beyân buyurmakla, mektûbuma gayet latîf ve çok muhteşem bir cevab verilmiş oluyor. Otuzbirinci Mektûbun Dördüncü Lem'asının Birinci Makamı, “Minhâcü's-Sünne” denmeğe hakikaten lâyıktır.
