İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 242 / 348
242

Meselâ, Sahâbe’den bahseden âhir-i Sûre-i Feth olan âyeti, ki ﴾ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ ﴿ dan başlar, bütün hurûf-u hecâiyeyi tazammun etmekle beraber, Sahâbe’nin tabakàt-ı meşhûresinin, ki Ashâb-ı Bedir, Şühedâ-i Uhud, Ashâb-ı Suffa, Ehl-i Bîat-ı Rıdvân gibi şöhretgîr-i âlem tabakàtın esmâsının adedine işâret ediyor ve şu âyetten evvelki ﴾ هُوَ الَّذِٓى اَرْسَلَ رَسُولَهُ ﴿ âyeti, altmışüç harf olduğundan ömr-ü Nebeviyeye işâret ettiği gibi, bahsettiğimiz âyetle beraber Ashâb-ı Bedir ve Suffa ve Uhud ve Ehl-i Beyt-i Nebevî’nin adedini gösterir. İşte âhirdeki âyetin adedi, ikiyüz altmıştır. Ashâb-ı Bedir, Şühedâ-i Uhud ile beraber, Bedir ile Uhud şühedâsından bulunan bir tek sayılmak, hem isimleri bir olanlar bir sayılmak şartıyla ikiyüz altmıştır. Aynı âyetteki hurûfât gibi Ashâb-ı Bedir, Ashâb-ı Suffa ile söylediğimiz şart ile beraber ikiyüz altmışdört eder. Âyetten dört fazladır ki, Hulefâ-yı Erbaa ve Hamse-i Âl-i Abâ’dan dördüne işâret vardır.

Âyette herbir harfin ne kadar tekerrür ettiği ve Ashâb-ı Bedir ve Uhud ve Suffa’nın esmâsına ne derece muvâfık aded göstermesine, gelecek hurûfâta dikkat et:

Hemze, lafzî (9) gayr-ı melfûzu (15) muvâfık geliyor.

(4) ث (3) ت (8) ب muvâfık, (8) ج muvâfık, (3) ذ (3) د (6) خ (10) ح muvâfık, (16) ر muvâfık, (6) ز muvâfık. Uhud ve Suffa'dan (س (7 muvâfık, Suffa'dan (ش (2 muvâfık, Suffa'dan (ص (2 muvâfık, Bedir'den (ض (2 muvâfık, Suffa'dan (ظ (3) ط (1 Uhud'da Abâdile-i Seb'a, Hulefâ-yı Selâse (ع (10 muvâfık, Suffa'dan (ق (1) ف (14) غ (6 muvâfık, Bedir'de (م (24) ل (34) ك (6 muvâfık, (ن (16 muvâfık, (ى (12) و (15) هـ (16 muvâfık, (ا (18) لا (2 muvâfık...

İşte şu hurûfâtın yarısı Ashâb-ı Bedir ve Suffa ve Uhud’da muvâfık gelmesiyle gösteriyor ki, gayr-ı muvâfık olanlar başka tabakàtın adedine muvâfıktır. Meselâ, Ehl-i Bîat-ı Rıdvân gibi tabakàt-ı meşhûreye...

Hem cây-i dikkattir ki: ﴾ ثُمَّ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ اَمَنَةً نُعَاسًا.. الخ ﴿ âyetinde şu âyet gibi bütün hurûf-u hecâiyeyi tazammun etmiş. Fakat bunun aksine olarak o hurûfâtın tekrârâtı acîb bir tarz-ı münâsebettedir.

Şu âyet ise birbirine bakmıyor. Kardeş kardeşine muvâfık gelmiyor. Demek şu âyetteki hurûfâtın vazifesi, âyetin mânâsını te'yid ederek, bahsettiği sahâbelerin esmâsına bakıyorlar. Evet şu âyet-i kerîme

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.