İşte bu sırdan gelen sürûrun verdiği cezbekârâne taşkınlıkla, dikkatsizlere mâlâyanî ve isrâf sayılan böyle tevâfukâta dair bahisler açıyorum. İşte bir bahis daha açacağım.
Onuncu Söz, Kur'ân’ın bir sülüsünü inkâr etmek niyetiyle haşr-i cismânîyi resmen millet içinde inkâr etmek fikrinde bulunan zındıkları susturmakla hàrika bir şu'le-i i'câz-ı Kur'ânîyi gösterdiği gibi, daha müteaddid emâreler ile manevî i'câz-ı Kur'ân hesabına fevkalâde bir mâhiyeti bulunduğunu icmâlen hissetmiştik. Ve şimdi yeniden tekrar Onuncu Söz’e nazar-ı dikkat-i âmmeyi celbetmek için ihtiyarsız olarak onunla meşgul edildim ve baktım.
Bu defa Lafzullâh’ın en birinci harfi olan elif, Onuncu Söz’de öyle bir tevâfuk gösterdi ki, katiyyen tesâdüfe havâle edilmediği gibi, başka emâreler ile o tevâfukta gaybî bir işâreti kat'iyyen hissettim. Sonra işâretlerini koydum. Hem işârete medâr olmak için hàrikulâde olmak lâzım değildir. Çünkü çok âdi perdeler içinde mühim işâretler verilir, ehli anlar.
Mâdem işâret-i gaybiye var, elbette tesâdüf içinden kaçar, daha hükmedemez, en cüz'î rakamları da o işârete maledilir. Mâdem mecmûunda işâret var, bütün eczâsı o işâretin hikmetine tâbidir, tesâdüf orada oynayamaz. Hattâ yirmidokuzuncu sahifede Üçüncü Hakikatteki elif sayılmamak lâzım gelirken sehven saymıştım. Sonra anladım ki bana saydırılmış. Baştaki Onuncu Söz kelimesi ile şu Üçüncü Hakikat ikisi sahife başında bulundukları için hakları sayılmaktı. Onların sâir arkadaşları sahife rakamları gibi bazı vazifeyi gördürmek için bir cihette saymak işâreti olarak haberim olmadan bana yazdırılmış. Her ne ise... Kendimin tereddüdü için değil –çünkü kat'î kanâatim gelmiş– belki başkasının şübhe ve tereddüdünü izâle için bazı muvâzeneler yaptım:
Onuncu Söz’ün âhirinde yazıldığı gibi altıyüz sahifeden ziyâde bir mübârek kitabın tevâfukâtı yüzyirmibeş çıktı. Üçyüzelli sahifeden ibaret diğer bir kitabı yine saydım. Elli tevâfuk çıkmadı. Yine eskiden kendi te'lifâtım Türkçe ve Arabî olan ikiyüz seksen sahifeden ibaret bulunan kitabın eliflerini saydım, tevâfukâtı kırkı tecâvüz etmedi.
Demek bu Onuncu Söz’de ve İşârâtü'l-İ'câz’daki ekseriyet-i mutlakanın tevâfukâtı, gizli bir işâret-i gaybiyeyi tazammun ediyorlar. Mecmûunda işâret bulunsa yeter. Her cüz'ünde işâreti göstermek lâzım değildir, fakat her cüz' işâretin malıdır ve onun hikmetine tâbidir. Size acele edip, en evvelki işâret olunan nüshayı göndermiştim. Az hâşiyeleri sonra ilâve ettik. Bu defa Süleyman Efendi ile gönderilen nüsha ile mukàbele ediniz, tekmîl ediniz ve Halîl İbrahim Efendi ile gönderilen nüsha ile yine bu nüsha ile mukàbele ederek sonra Âsım Bey’e gönderiniz.
