İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 55 / 348
55

Üçüncü Mes'ele; hakikaten çok güzel, çok hoş, çok vâzıhtır. Bu mes'eleyi beş noktaya ayırmakla sanki İslâmın beş rüknünü hatırlatmış, selâmet için beş esâsı göstermişsiniz. Hem bunu dostlarınıza ve kalben sizden bir şey bekleyenlere, suâl-i mukaddere cevab nev'inden kaleme almışsınız. Fakat hüsn-ü zanna mesağ veriyorsunuz. Niyetle me'cur ve fâide-mend olacağını ihtar ediyorsunuz. Sâil buna da râzı. Otuzikinci Sözün Üçüncü Mevkıfı zâten bu derde ilâç vermekte, bu yaraya merhem vurmakta ve bu arzuya çare bulmaktadır.

“Sözler” ile kuvvetü'z-zahr olduğunuz mü'minler, bataklıktan çıkardığınız mütehayyirler, ayılttığınız sarhoşlar, iâde-i şuûr ettirdiğiniz divâneler, şu zamanda Kur'ândan daha iyi mürşid olamayacağına inandırdığınız hakikaten müştâk insanlar, ilzam ettiğiniz münâfıklar, mülhidler, hattâ kaçırdığınız şeytanları her gözü olan ve bakan gördü, akıldan nasîbi olan anladı, kalbi bozulmayan inandı. Bu azîm muvaffakıyâtın sırrı, acz yolunun rehberi olan Kur'ân’ın ve Nurların dellâlının gösterdiği hakîki acze karşı Hàlık’ın ihsânındadır.

﴾ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍٍ اِلَّا فِى كِتَابٍ مُبِينٍٍ ﴿ âyet-i celîlesine istinâden her ne matlûbunuz varsa Kur'ân’dadır. Buna muvaffak olmak için; Nurlarla alâkadar olmak, Kur'ân’a hàdim olmak, Allah’a karşı haddini ve acz-i tam içinde bulunduğunu anlamak ve bütün mevcûdiyetiyle kabûl etmekle olur diye mütemâdiyen mü'minleri bu kestirme, selâmetli ve saâdetli yola çağıran Üstadımızdan Allah-ı Zülcelâl Hazretleri ebeden râzı olsun. Dünyevî, uhrevî bütün muradlarını hâsıl etsin. Ümmet-i Muhammed’e bağışlasın. Âmîn, bihürmeti Seyyidi'l-Mürselîn.

Duânızın, cümlemiz muhtacı ve duânızda bulunmak hepimizin borcudur. Sabri Efendi kardeşimiz ne güzel takdir etmiş, mâşâallâh, mâşâallâh. Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. Evet bazı ibareler belki edebiyât denilen şeye tam muvâfık düşmüyormuş. Bunda da isabet var. Çünkü edebiyât satılmıyor, Kur'ândan nurlar gösteriliyor. Bu fakir kardeşiniz bu Sözleri okuduğum zaman Üstadımı temsîl eder bir hâl alıyorum. Tâbiratınızla, şîvenizle okumak bana o kadar zevkli, lezzetli geliyor ki, ta'rif edemem. Onun için bir harfe dokunmayı azîm bir günah işliyorum telâkki ediyorum. Bazen verdiğiniz salâhiyetin manevî kuvvetiyle nâmınıza olarak bir harfin yerini değiştiriyor veya kaldırabiliyorum. İşte bendeki telâkki ve te'sir bu mâhiyettedir.

Bu mektûbu müsvedde ettiğim vakit tam bu ânda müezzin minârede “Allâhuekber” demişti. Ben de “Allâhuekber (Celle Celâlühû)” ile mukàbele etmiş idim. Bu hâl işteki kudsiyete açık bir işâret değil mi?

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.