Ey ehl-i tarîkat kardeşlerim, bilhassa sizlere çok ricâ ediyorum, Risaleleri bir defa okuyunuz. Risaletü'n-Nur ve Mektûbatü'n-Nur’un herbir satırında bir kitabın te'sirini bulamazsanız, bana ne derseniz deyiniz, kabûl ediyorum.
Tekrar çok tavsiye ediyorum, okuyun, okuyun! Okudukça, Risaleler feyz-âver nurları saçıyorlar. Okudukça iştiyak getiriyorlar, usanç vermiyorlar. Başka kitapları bir-iki defa okusan insana usanç veriyor. Hâlbuki Risaleler öyle değil, okudukça başka başka îmân hâlleri telkin ediyorlar...
Döneceğim bâlâdaki rüyanın tâbirine; Aklım yetiştiği kadar tâbir edeceğim, Allah hayretsin:
Biri büyük, biri küçük fabrikadan, büyük fabrika ise; Üstad-ı muhteremdir. Fabrikanın içerisinde bulunan acîb ve garîb, bedî' âletler ise bu zamana kadar hiçbir imâmın söylemediği kelimeleri ve îmân telkinâtlarını yapan Risaletü'n-Nur eczâlarıdır. O küçük fabrika ise; Risale-i Nurları kim okuyup yazarsa, o dahi küçük fabrikaya benzeyecek. İçerisindeki bedî' âletler ise Risale-i Nurun düsturları, hakikatleri ve mesâil-i îmâniyedir; okuyan ve yazan insanlar, öyle kuvvetli, sarsılmaz îmânları bulacaklardır. Fabrika hareketi ise, Risaleleri okuyup yazan adamların kemâl-i şevk ve heyecanla çalışmalarıdır. Görmüş olduğum vilâyet ise velâyet-i kübrâ yollarını gösteren Risale-i Nurdur.
Bu rüyayı takviye için, bir rüya daha söyleyeceğim: Menâmda, İstanbul’a yaya olarak iki defa gittim. İstanbul’a vardığımda, dükkânları hep açıktır, içinde sâhibleri yoktur, dükkânların içinde –sandıklarda– büyük büyük mıhlar gördüm ve başka demir parçaları da vardı. Bunun üzerine manevî rahmet yağarken, İstanbul’dan yaya olarak avdet ettim... Allâhu a'lem, bunun tâbiri de, dünyada İstanbul büyük ve güzel memleket olduğu gibi; öyle de Risaleler ve Mektûbatü'n-Nur velâyet-i kübrâ yollarını gösterir. Demir gibi kuvvetli, elmas mıhlar gibi hakikatin bürhânlarını, satışa çıkaran ve her Risale bir kudsî dükkân hükmüne gelen bir meşher-i nurânîdir. O sergide, îmânî nurlar teşhîr ediliyor. Ve velâyet-i kübrâ yollarını gösterdiğini, iki kere iki dört eder derecesinde kanâatim gelmiştir.
İkinci gördüğüm rüyanın tâbiri, Allâhu a'lem böyle olsa gerektir: Kıbleye karşı kışla ise manevî, Allah’a asker olan gençlerin Isparta Vilâyeti’ndeki geniş dershânelerine işârettir. Ekmeği dağıtan zât ise, Üstad-ı muhterem Said Nursî’dir. Ve ekmek pişiren fırın ise Üstadımın hususî medresesidir. Fırının ekmeğinin müşterileri ise; risaleleri okuyup, lezzetini anlayan benim gibi ve arkadaşlarım gibi هَلْ مِنْ مَزِيدٍ diyenlerdir.
