Hazretlerinin derece-i kemâlâtları, merâtib-i îmânları risalelerde ve Mektûbat’ta vardır (Hâşiye) [^5] .
Ey kardeşlerim ve ey halifeler! Tarîkatın ve hakikatin müntehâsını anlamak isterseniz; Risaleleri ciddiyetle okuyun. Bâlâdaki zâtların arkasında gidersiniz ve yüksek îmânlarına yaklaşırsınız.
[^5]:(Hâşiye) Merhum büyük kardeşim Mustafa, Risalenin şâkirdleriyle velâyetin şâkirdlerini ve birbirinin arasındaki dereceyi anlatmak istiyor. Bu mes'eleyi Risale-i Nur halletmiş. Hem tevhid-i âmî ile tevhid-i hakîkiyi göstermiş. Hem gözü kapalı olarak gitmenin ve gözü açık olarak gitmenin farkını Risale-i Nur beyân etmiş. Hem âlem-i yakaza ile âlem-i menâmı Risale-i Nur keşfetmiş. Hem âlem-i misâl ile âlem-i şehâdeti birbirinden Risale-i Nur ayırmış. Hem velâyet-i kübrâyı, velâyet-i vustâyı, velâyet-i suğrâyı ve birbirinin farkını; tamamıyla Risale-i Nur göstermiş. Bir sohbette, bir kademde -sahâbelerin meseli gibi- zâhirden hakikate geçmenin sebeblerini anlatmış. Hem tarîkat şahlarının ve "Eimme-i Erbaa"nın caddelerini Risale-i Nur beyân etmiş. Hem ilmelyakìn, aynelyakìn, hakkalyakìn ile elde edilen îmânın farklarını Risale-i Nur göstermiş. Hem Hazret-i Ebû Bekir-i Sıddık (R.A.) ve Hazret-i Ömer (R.A.) ve Hazret-i Osman'ın (R.A.) meşrebini Risale-i Nur takib etmiş. Hem İmâm-ı Ali'nin (R.A.) bir veled-i manevîsi olduğunu, Celcelûtiye'yi tefsir ile Risale-i Nurun kıymetini ve vazifesini Risale-i Nur göstermiş. Hem Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Mehdi ve İsâ Aleyhisselâm ve Deccâl ve Ye'cüc-Me'cüc ve Sedd-i Zülkarneyn hakkındaki müteşâbih hadîsleri Risale-i Nur te'vil etmiş, esâs maksadı anlatmış. İmâm-ı Ali (R.A.), Şah-ı Geylânî (R.A.), Sekizinci, Onsekizinci, Yirmisekizinci Lem'alar ile ve Sekizinci Şuâ ile kerâmât-ı evliyâ hak olduğunu ve yerde iken Arş-ı A'zam'ı müşâhede ettiklerini Risale-i Nur beyân etmiş. Hem umum müçtehidler, "Mütekellimînden birisi gelecek, hakàik-ı îmâniyeyi ve bütün mesâili vâzıh bir sûrette beyân edecek." diye müjdelerini, Risale-i Nur, hâdisât-ı âlem ile isbât etmiş. Hem bütün her asırda gelen meb'ûslar, velîler, keşfiyâtlarında, "Birisi gelecek, şarktan bir nur zuhûr edecek." diye Risale-i Nurun şahs-ı manevîsini ve Üstadımın şahs-ı manevîsini ve talebelerin şahs-ı manevîsini görüp, bütün Ümmet-i Muhammed'e Risale-i Nurun faziletini, ehemmiyetini, kıymetini ve emr-i Peygamberi ile bütün ümmet, virdlerinde azâb-ı kabirden ve âhirzamanda gelecek fitneden, deccâlın şerrinden istiâze etmelerini ve yapacağı maddî ve manevî tahribâtını Risale-i Nur tamir yaptığını görmüşler. Müjdeler, beşâretler, işâretler, remizler ile haber verdiklerini, Risale-i Nur, Eskişehir, Denizli, Afyon, İstanbul gibi hâdisât-ı âlem ile göstermiş... Elhâsıl: Asırlardan beri beklenilen ve muntazır kalınan zât, Risale-i Nur imiş. Hattâ Üstadın kendisi de bir zaman böyle bir zâtın geleceğine muntazır imiş. Hâlbuki ne ağabeyim Mustafa'nın ve ne de benim haddim değil ki Risale-i Nurun kıymetini ve vazifesini beyân edeyim, heyhât! Risale-i Nur, Kur'ânın hàs tefsiri olduğundan Kur'âna bağlıdır. Kur'ân ise Arş-ı A'zam'a bağlıdır. Onun için Risale-i Nuru, Kur'ân medh ü senâ edebilir. Birinci Şuâ'da otuzüç âyetiyle işâret etmiş. Bunu yazmaktan maksadım; ağabeyim Mustafa'ya Risale-i Nurdan medet ve Kur'ândan şefâat ve Üstadımdan duâ istemektir... Talebeniz Küçük Ali
