Acaba hâlim nedir ve ne olacak? Mürşid-i kâmil nerede bulabilirim diye çok merak eder ve ye's içerisinde kalırdım.
Cenâb-ı Hak, nasıl ki Cehennem gibi bir zaman içinde Cennet gibi bir zamanı halk eder ve her zamana lâyık çareleri icâd eder ve her yaraya muvâfık ilâcı ihsân eder... Öyle de, bu medresesiz zamanımızda bizim gibi yaralılara –Üstad-ı muhterem vâsıtasıyla– risaleleri Türkçe olarak te'lif ettiriyor. Buna ne kadar şükredeyim.. –lâyuadd velâ yuhsâ– Cenâb-ı Hakk’a şükürler olsun ve Üstad-ı muhteremi de Kur'ân hizmetinde muvaffak edip iki cihanda azîz eylesin, âmîn.
Ben hiçbir Arabiyât görmeden, medresede beş-on sene okumadığım hâlde; yalnız risaleleri yazıp ciddiyetle okudum. Kendimi yirmi sene medresede okumuş gibi tahayyül ediyorum. Sebebi ise bu âcizin, bu fakirin, bu miskinin nezdine çok Arabiyât hocaları geliyor ve benim okuduğuma hayret ediyorlar. Evvelden mürşid-i kâmil terbiyesi görmüş insanlar, geliyorlar, benden işittikleri kelimelere meftûn oluyorlar. Çok hocalar, iki diz üzerine gelip “Risale okuyuver.” diyorlar.
Eğer sesim erişse idi, olanca kuvvetimle bağırarak, küre-i arzdaki gençlere diyecektim: “Risaleleri ciddi okumak ve yazmak, yirmi sene medresede okumaktan fâiktir ve daha menfaatlidir.” Medresede okumaktaki maksad; evvelâ kendini kurtarıp, sâniyen Ümmet-i Muhammed’i kurtarmağa çalışmak değil mi? Risaletü'n-Nur ve Mektûbatü'n-Nur, yirmi senelik medrese ilmini veriyor, i'tikàdındayım.
Ve herbir risale, tek başıyla bir mürşid-i ekmeldir. Kalbi bozulmamış herhangi genç, bir risaleyi alıp dikkatle ve teslîmiyetle okusa dâire-i inkıyada geliyor, ıslah oluyor. Herhangi bir maddiyûn bir risaleyi alıp okursa îmân etmezse de hiçbir bahâne bulamıyor. Herhangi bir dinsiz okusa ve tamam mânâsıyla anlasa îmâna geliyor. Herhangi bir feylesof okusa “Bundan daha yüksek akıl olamaz ve akıllar toplansa bunun fevkıne çıkamaz, akıl buna yol bulamaz.” diyor. Risale-i Nur, lisân-ı hâl ile Avrupa meftûnu bulunan tek gözlü deccâla, “Ya îmân et, yâhut bütün dünyanın maskarası olacaksın.” diyor.
Şimdi azîz ders kardeşlerim, bu fakir, bir tane mürşid-i ekmel ve kutub ararken Cenâb-ı Hakk’ın ihsânıyla, keremiyle, lütfuyla, rahmetiyle, Üstad-ı muhteremin sa'yi ile yüz ondokuz mürşid-i ekmel ve kâmil buldum. Risaletü'n-Nur ve Mektûbatü'n-Nur, yüz ondokuz adediyle, herbirisi birer mürşid-i ekmeldir ve aktâbdır.
Ey maddî ve manevî yaralı olan genç kardeşlerim! Ve ey mürşid-i ekmele muhtaç olan ehl-i tarîkat kardaşlarım! Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Şah-ı Nakşibend, İmâm-ı Rabbânî, İmâm-ı Gazâlî, Muhyiddin-i Arabî, Mevlâna Hâlid (Radıyallahu anhüm, Kaddesallâhu esrârahüm)
