İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 262 / 348
262

hakàikın tecellî ettiği, bulutsuz havada güneş ve böyle bir havada yıldızlarla süslenmiş semâda, bedirlenmiş kamer gibi müşâhede olunuyor.

Benim gibi bir isyankârın vaziyeti, hâli, kàbiliyeti isti'dâdı asla müstaîd değilken, Allah-u Zülcelâl’in nihâyetsiz kerem ve rahmeti, fazl ve inâyeti ile, iki kere iki dört kat'iyyetinde kat'î kanâatim gelmiştir ki, Hazret-i Gavs’ın ve onun Üstadı, iki cihan fahri Nebi-yi Efhâmımız (A.S.M.) Efendimiz Hazretlerinin duâ ve himmetleri, Hazret-i Kur'ân’ın şâkirdleri üzerindedir.

Sû-i ihtiyarımızla bozmazsak, bu himâyet ve sahâbet elbette devam edecektir, kat'î kanâat ve îmânındayım. Şu satırları bana yazdırtan âsâr-ı Nur’un şeref-i vürûdları ve feyizleri, inşâallâh içinde gizlenmiş olan aşr-ı âhir-i Ramazandaki Leyle-i Kadr’in ihyâ edilmiş sevâbını verir ve rızâ-yı Samedânîye mazhariyetle, saâdet-i ebediyeyi kazanmaya bir vesile olur.

Ey Üstadımın bu fânî âlemde arkadaşları! İnşâallâh âhiret âleminde de yoldaşları olacak olan azîz ve kıymetli kardeşlerim! Şu ânda kalbim şöyle inliyor, ben de ihtiyarsız yazıyorum:

Hazret-i Üstadın gösterdiği yol, aynen Kur'ânın cadde-i kübrâsıdır, ondan ayrılmayalım, hizmetten kaçmayalım, fütûr getirmeyelim. Sermâyesi yalan ve yalancılık olan siyaset propagandaları, sû-i kesbimiz ile kazanılan ve bugün tevârüs edilen fenâ şeylere karşı, kaderi ittiham derecesinde muradullâha müdâhaleye cesâret etmeyelim. Biz abdiz. Sebeb-i hilkatimiz, seyyidimizi, yaratanımızı, râzıkımızı bilmek ve bulmaktır. Hülâsa-i mevcûdât olan Peygamberimiz vâsıtası ile inzâl ve ikram buyurulan Kur'ân’ın ahkâmına ve o Hazret’in sünnetine tevfik-i harekete bezl ü gayret edelim. İşte o Nur elimizde mürebbî, yanımızda muarrif, aramızda nurları neşr mürebbî ve muarrifimizi dinlemeye çalışalım. Biz vazife-i ubûdiyeti yapalım, netice-i mükâfâtı, Hàlık-ı Rahîmimize bırakalım. Yek diğerimize en büyük yardım olan duâyı da esirgemeyelim.

Zühre, Habbe, Katre ve Zeyli’nin Arabî bir nüshası bu fakire ihdâ buyurulmuş. Bir gün tercümesinin de yapılacağına işâret olunmuştu. Demek zamanı geldi ve benim gibi Arabî bilmeyen kardeşlerin manevî arzuları, Zühre’nin tercümesine vesile oldu. Çok muhtasar olarak duygularımı arzedeceğim:

Birinci Nota: ﴾ فَاعْلَمْ اَنَّـهُ لَٓااِلٰهَاِلَّااللّٰهُ ﴿ kelime-i tevhidi ile Ma'bûd-u Hakîki’ye bağlanmalı.

İkinci Nota:

اَللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ لَااِلٰهَاِلَّااللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ وَلِلّٰهِ الْحَمْدُ

Tekbir-i Ekberi ile kibriyâ ve azamet sâhibi ancak Allah-u Zülcelâl ve'l-Kemâl olduğunu..

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.