göstermekle harâreti kesmek, hem her nev'i cevâhir ve elmas içinde bulunduğunu beyân etmekle o denize dâvet ediyor, nefsin tâlibi olduğunu riyâ ve hubb-u câh gibi her cihette zararlı yılanlar gibi zehirleyen, ibâdet perdesi altında dünyayı tahsil etmek isteyip, kabir kapısında hatâsını bildiği ve teveccüh-ü nâsa muhabbetten, fir'avun gibi gark olurken dönmek isteyip, kimseye müyesser olmadığını ve daha teferruâtı ile o âlemleri bu lem'alar öyle tenvir ediyorlar ki, eğer murad-ı İlâhî olsa, bu zamanın şöhret-perest zındıkları da görselerdi, ellerindeki vücûdlarına zemherir getiren buzları atıp, ihlâs ile îmân edip, Kur'ân’ın elmas cevâhirlerini alırlardı.
Muhterem Efendim! Kerâmet-i Aleviye Risalesi çok cihetlerle kerâmet olduğu gibi, Risale-i Nur şâkirdlerini intibâha ve teşvike, sa'y ve gayrete, cesâret ve şecâate sevk ile, hareket ettikleri yolda yalnız olmadıklarını ve karşılarında düşmanın, yalnız onların düşmanı olmayıp, belki, mâzide duran ve bize pek yakından bakan ervâh-ı àliyenin de düşmanı olup, o àlî rûhlar önümüzde pişdâr, etrafımızda zırh gibi ve muhâfız ve muâvin olduklarını göstermekle, zaîflere kuvvet, havf edenlere cesâret ve şecâat, kavîlere refîk oluyor ve her zaman bu risaleye herkesin ihtiyacını gösteriyor. Bu zamanın kisve-i ilmiye ve mümessil-i din ve rehber-i millet perdeleri ile ilmi eneye, dini dünyaya ve kendileri meyhâneye düşen ulemâü's-sû'u haber vermekle, ehl-i îmân ve irfanı insafa, ittifaka, ittihâda dâvet ediyor.
Cümlemiz, hâk-i pây-i ekremîlerine yüzler sürerek, mübârek dest-i dâmen-i kerîmânelerini öperiz efendim.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
İslâm Karyesi’nden / Kuleönü’nden
Ali / Ali ∗∗∗
