İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 147 / 348
147

Birisi: Hazret-i Mevlâna, zülcenâheyndir. Yani hem Kàdirî, hem Nakşî tarîkat sâhibi iken, Nakşîlik Tarîkatı onda daha gâlibdir. Üstadım, bil'akis, Kàdirî meşrebi ve Şâzelî mesleği daha ziyâde onda hükmediyor.

Ben Üstadımdan işittim ki: “Hazret-i Mevlâna Hindistan’dan Tarîk-ı Nakşî’yi getirdiği vakit, Bağdat dâiresi, Şah-ı Geylânî’nin (K.S.) ba'de'l-memât hayatında olduğu gibi taht-ı tasarrufunda idi. Hazret-i Mevlâna’nın ma'nen tasarrufu –bidâyeten– cây-i kabûl göremedi. Şah-ı Nakşibend ile (K.S.) İmâm-ı Rabbânî’nin (K.S.) rûhâniyetleri Bağdat’a gelip Şah-ı Geylânî’nin ziyaretine giderek ricâ etmişler ki: Mevlâna Hâlid senin evlâdındır, kabûl et. Şah-ı Geylânî onların iltimaslarını kabûl ederek Mevlâna Hâlid’i kabûl etmiş. Ondan sonra Mevlâna Hâlid (K.S.) birden parlamış. Bu vâkıa ehl-i keşifçe vâki ve meşhûd olmuştur. O hâdise-i rûhâniyeyi o zaman ehl-i velâyetin bir kısmı müşâhede etmiş, bazı da rüya ile görmüşler.”

(Üstadımın sözü burada hitâm buldu.)

İkinci Fark: Şudur ki: Üstadım kendi şahsiyetini merciiyetten azlediyor, yalnız Risale-i Nuru merci' gösteriyor. Hazret-i Mevlâna Hâlid’in şahsiyeti ise, kutbu'l-irşâd, merci'ü'l-hàs ve'l-âmm olmuştur.

Üçüncü Fark: Hazret-i Mevlâna Hâlid Zülcenâheyndir. Fakat zamanın muktezâsıyla, –ilm-i tarîkatı ve Sünnet-i Seniyeyi esâs tutmak cihetiyle– tarîkatı daha ziyâde tutmuşlar. O noktada sarf-ı himmet etmiş.

Üstadım ise, şu dehşetli zamanın muktezâsıyla, ilm-i hakikati ve hakàik-ı îmâniye cihetini iltizam ederek tarîkata üçüncü derecede bakmışlar.

Elhâsıl: Baştaki hadîs-i şerîfin “Her yüz sene başında dini tecdîd edecek bir müceddidi gönderiyor.” Müjdesinin ihbarına muvâzi olarak Hazret-i Mevlâna Hâlid, ekser ehl-i hakikatin tasdikiyle bin ikiyüz senesinin, yani onikinci asrın müceddididir. Mâdem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevâfuk ederek Risale-i Nur eczâları aynı vazifeyi görmüş; kanâat verir ki, nass-ı hadîsle Risale-i Nur, tecdîd-i din hususunda bir müceddid hükmündedir. Benim Üstadım dâima diyor ki: “Ben bir neferim, fakat müşîr hizmetini görüyorum. Yani: Kıymet bende yoktur, belki Kur'ân-ı Hakîmin feyzinden tereşşuh eden Risale-i Nur eczâları, bir müşîriyet-i maneviye hizmetini görüyor.” Üstadımı kızdırmamak için şahsını senâ etmiyorum.

Şamlı Hâfız Tevfik ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.