İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 84 / 348
84

O kıymetdâr Kur'ânın, bugün, mükevvenâtı yed-i kudretinde tutan ve azamet-i kibriyâsıyla idare eden ve azamet-i celâli karşısında herşeyi kendine secde ettiren, bir Zât-ı Vâcibü'l-Vücûd’un kelâmı olduğunu, üzerindeki hadsiz damgalarıyla gösteren Risalelerinizin kıymeti ne büyüktür. O risalelere nasıl kıymet verilir, nasıl başkasıyla muvâzene edilir, nasıl bir başkasının tefevvuku tahattur edilir.

Beşerin zulmetli sîmâsına nurlar saçan ve tevhid haricindeki her türlü akîdeleri zîr ü zeber eden ve şâkirdlerine gülümseyerek tatlı bir yüzle bakan ve hoş ve pek şirin bir lisân ile söyleyen, o risaleler ve o risalelerin sâhibi ve nâşiri olan sevgili Üstadım! Siz talebelerinizin kalblerinde risalelerinizle yaşıyorsunuz. Hem öyle bir sûrette yaşıyorsunuz ki, küçük bir işâretinize müheyyâ talebelerinizin rûhlarında ırmakların çağladıkları gibi tevâlî eden ve tükenmek bilmeyen İlâhî bir muhabbetle yaşıyorsunuz. Hayat-ı fâniyeye vedâ etseniz bile, büyük büyük cemâatlerin arasında hürmetle yâdedileceğinize (Hâşiye) [^6] ve nâmınızın dünya ve ukbâda ihtiramla taşınacağına ve Risalelerinizin pek büyük hâhişle revâcda olacağına kaviyen ümîdvârım.

[^6]:(Hâşiye) Ben, kardeşim Husrev'in bu makamdaki hissiyatına iştirâk edemiyorum. İnsanların nazarında mevki kazanmak ve dillerinde yâd edilmek, hakikat-bîn olanlarca bir şeref değildir. Eğer, rızâ-yı İlâhî varsa, o rızânın cilvesi olarak insanlarda teveccüh görünse, bir derece emâre-i rızâ olmak noktasında makbûl olabilir. Yoksa arzu edilmemeli. Mâdem Husrev hakikat-bîndir, elbette benim şahsıma havâle ettiği şerefi, Risaleleri niyet ediyor. Zâten o şerefte umum talebeler hissedardırlar, tek birisine verilmez.

Evet, nasıl sözlerim haksız olsun ki, en tehlikeli ânlarda bile hakkı söylemekte susmayan ve pek àlî rûhu taşıyan ve talebelerine her ân tesellî nurlarını dağıtan, Kur'ân-ı Kerîm’in bugünkü dellâl-ı muhteremi olan Üstadım! Sizin din-i mübîn-i İslâma olan merbûtiyetinize ve o büyük muhabbetinize ve o yüksek sa'yinize mükâfât olarak defter-i hasenâtınıza Cenâb-ı Vâcibü'l-Vücûd Hazretleri –lâ yü'ad ve lâ yuhsâ– ecirleri yazmasını Rahmet-i İlâhiyeden niyâz ederim.

Nasıl bugünkü beşeriyet size ve Risaletü'n-Nur’a medyûn olmasın ki, semâmızda dolaşan güneşin saçtığı ve her ân ufûlüyle bir başka âlemi gösteren nurları gibi değil, Kur'ânın Arş-ı A'zamından gelen nurlarla ölmez, tükenmez, sermedî bir nuru, risalelerinizde gösteriyorsunuz.

İşte o risaleler ki, herbiri başlı başına menba'ları ve mecrâları ayrı ve fakat bir bahr-i muhît-i ummâna dökülen nehirler gibidir. Sonsuz olan bu nehirlerin hangisine varsa, nasıl doyuncaya kadar su içmez? El ve yüzlerini temizlemek isteyenler, nasıl oluyor da bu enhârdan istifade etmez? Veyâhut arâzilerini iskà için, cedveller yaparak hangi tarafa

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.