﴾ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا ﴿ cümlesi, mânâ-yı işârîsiyle diyor: “Bin üçyüz yetmişe kadar tecâvüz eden en karanlık bir zulüm, en karanlık bir zulmetten sizi, ey ehl-i îmân ve'l-Kur'ân, Kur'ândan gelen nurlara ve îmânın ışıklarına çıkaran ve isminde Nur ve mânâsında Rahîmiyet bulunan ve ism-i Nur ve ism-i Rahîm’in mazharı olan bir lem'a-i Kur'âniyeye ve bu asrımıza bakıp îmâ ediyor.”
Mânâ mutâbakatından başka, bir emâre ve karînesi budur ki:
﴾ اِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا ﴿ fıkrasının (şedde ve tenvin sayılır) makam-ı cifrîsi, dokuzyüz kırkyedi edip, Risaletü'n-Nur veya Risalet-i Nur isminin makamı olan, dokuzyüz kırkyedi adedine tam tamına tevâfuk ediyor.
﴾ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا ﴿ cümlesi, şeddeler sayılmaz ve âhirde tenvin vakftır (elif sayılır) makam-ı cifrîsi ki, bin üçyüz yirmiüç tarihini gösterir. O tarihte, merkez-i hilâfette, dehşetli bir inkılâbın mebde'-i infilâkı içinde, ye'se düşen ehl-i îmâna müjde verip, İslâmiyetin hakkâniyetine ve kuvvetine kuvvetli şehâdet eden ve veraset-i Nübüvvet noktasında dâvette bulunan hakîki bir şâhide işâret eder.
﴾ وَنَذِيرًا ❀ وَدَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ ﴿ cümlesi, (Hâşiye 1) [^24] tenvinler vakf olmadığından sayılırlar. Makam-ı cifrîsi, bin ikiyüz ellialtı tarihini göstermekle, bu asırda ve bu zamandaki İslâmiyetin inhisâfını, bir asır evvel izhâr eden mukaddemâtına bakarak, ﴾ وَ دَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ ﴿ kelimesi yüz doksanbir (191) ederek, Risale-i Nur’un bir hakîki ismi olan Bediüzzaman’ın makam-ı cifrîsi bulunan, yüz doksanbir (191) adedine tam tamına tevâfukla îmâ eder ki; Risale-i Nur dahi, o inhisâf içinde bir “dâî-i ilallâh”dır.
[^24]:(Hâşiye-1) ﴾ وَ دَاعِيًا اِلَى اللّٰهِ ﴿ kelimesi, Risale-i Nur'un hakîki bir ismi olan Bedi-üzzaman'ın makamına tam tamına tevâfuku ve ma'nen mutâbakatı olduğu gibi, yalnız ﴾ دَاعِيًا ﴿ kelimesi de, Risale-i Nur'un tercümânı olan Said ismine, üç harf ile ittihâd ve üç farkla tevâfuk eder. Çünkü; "tenvin", "elif" ve "vav" mecmûu elliyedi, "sin" den üç fark var. Risale-i Nur Talebelerinden Küçük Abdurrahman Tahsin
﴾ بِاِذْنِـه۪ وَسِرَاجًا مُنِيرًا ﴿ (Hâşiye-2) [^25] ve yalnız ﴾ سِرَاجًا مُنِيرًا ﴿ kelimesi ise,
[^25]:(Hâşiye-2) (Tenvinler, elif sayılır) makamı (1330) edip, Risale-i Nur'un fâtihası olan İşârâtü'l-İ'câz tefsirinin zuhûr tarihine ve ﴾ سِرَاجًا مُنِيرًا ﴿ eğer birinci tenvin sayılsa (1380) ederek, yirmibir sene sonra Risale-i Nur küre-i zemini ışıklandıracak bir sirâc-ı münevver olacağına remzeder inşâallâh... Risale-i Nur Talebelerinden Tahsin
