İkincisi: Risalelerin Fihristesi tamam yazıldıktan sonra, birinci müsevvid, ihtiyarsız “Bu güzel fihriste tamam oldu.” deyip yazmış. O müsevvid hesab-ı ebcedi hiç bilmediği gibi, hiçbir şey de düşünmemiş. “Bu güzel fihriste tamam oldu,” aynen bin üçyüz elliiki tarihini gösterip fihristenin tarih-i te'lif ve istinsahını göstermiştir.
Üçüncüsü: Yirmiüçüncü Lem'a’nın müsveddeden tebyiz edilirken, hiç eliflerin adedini hâtıra getirmeden, yazıldıktan sonra yüz yirmisekizinci risale olduğuna işâreten yüz yirmisekiz elif olmasıdır.
Dördüncüsü: Dünkü gün Mu'cizât-ı Ahmediye (A.S.M.) tashih edilirken küçük, latîf iki tevâfukun on dakika fâsıla ile vücûda gelmesidir. Şöyle ki:
İkişer arkadaş Mu'cizât-ı Ahmediye ve Mi'râc’ı ayrı ayrı tashih ediyorlardı. Mi'râc’ın altıyüz satırı içinde bir tek satır, kuru direğin ağlamasından bahsediyor. Mu'cizât-ı Ahmediye yüz elli sahife içinde bir sahife o bahse dairdir. Birden o iki kısım musahhihler aynı kelimeyi söylüyorlarken, içlerinden bir efendi intikal etti, iki kısım aynı kelimeyi söylüyoruz dedi. Baktık, fevkalâde bir sûrette iki tashih aynı kelime üzerindedir.
On dakika sonra, yedi mu'cizeye mazhar yedi çocuğun bahsi tashih edilirken, umulmadığı bir zamanda, hazır zâtların nazarında mübârek Meliha isminde beş yaşında bir çocuk geldi oturdu. Çocukların bahsini zevk ile dinlemeye başladı. Çay verdik, çocuk bahsi bitinceye kadar içmedi. Hazır olan biz dört kişi, şübhemiz kalmadı ki, sırr-ı tevâfukun birinci menba'ı olan Mu'cizât-ı Ahmediye’nin te'lifçe ve istinsahça ve kırâatçe ve hàrika tevâfukça kerâmetini gösterdiği gibi, bu iki küçük tevâfukla, yine o kerâmetin şuâından iki latîfeyi gösterdi.
Hem bir sene evvel bir seyre giderken, arkamdan bir kız çocuğuyla bir kadın geliyorlardı. Ben yoldan çıktım, yolu onlara bıraktım. Baktım beni geçmiyorlar, sıkıldım. Acele geçtim bir bahçeye girdim, baktım onlar da bahçeye girdiler. Hem hiddet, hem hayret ettim. Mu'cizât-ı Ahmediye elimde idi. Tefe'ül gibi açtım. En evvel gözüme ilişen ve yalnız risalede bir tek defa zikredilen bir isim ki, aynı o kadının ismini o sahife içinde gördüm. Baktım, o kadını tanıdım. Fesübhânallâh dedim. Bunlar kim olduklarını anlamak için, daha evvel o kitaba baksa idim, bu hayretten kurtulacaktım. Bu hâdiseye hem ben, hem hazır olan Şamlı Hâfız ve hâdiseyi anlayan o kadın ve başkaları hayret ettik.
Said Nursî ∗∗∗
