bir hareketi ve medârı üzerinde deverânı dahi, bir nev'i seneleri gösteriyor. Hàlık-ı Arz ve Semâvât’ın hitâbât-ı ezeliyesinde, o eyyâm ve seneleri dahi irâe ettiğine delili şudur ki: Furkàn-ı Hakîm’de
﴿ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ﴾
﴿ تَعْرُجُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ اَلْفَ سَنَةٍ ﴾
gibi âyetler isbât ediyor. Evet kış günlerinde ve şimâl taraflarında, gurûb ve tulû' mâbeyninde dört saat günden ve bu yerlerde kışta sekiz-dokuz saatten ibaret eyyâmlardan tut, tâ güneşin mihveri üstünde bir aya yakın yevminden, hattâ kozmoğrafyanın rivâyetine göre, tâ “Rabbü'ş-Şi'ra” tâbiriyle Kur'ânda nâmı ilân edilen ve şemsimizden büyük “Şi'ra” nâmında diğer bir şemsin, belki bin seneden ibaret olan gününden, tâ Şemsü'ş-şümûs’un mihveri üstündeki ellibin seneden ibaret bir tek yevmine kadar eyyâm-ı Rabbâniye vardır. İşte semâvât ve arzın Rabbi, o Şemsü'ş-şümûs ve Şi'ra’nın Hàlık’ı hitâb ettiği vakit, o semâvât ve arzın ecrâmına ve âlemlerine bakan kudsî kelâmında o eyyâmları zikreder ve zikretmesi gayet yerindedir.
Mâdem eyyâmın lisân-ı şer'îde böyle ıtlâkatı vardır; ilm-i tabakàtü'l-arz ve coğrafya ve tarih-i beşeriyet ulemâsınca, nev'-i beşerin yedibin sene değil, belki yüzbinler sene geçirdiğini teslîm de etsek; “Âdem’den kıyâmete kadar ömr-ü beşer yedi bin senedir.” olan rivâyet-i meşhûrenin sıhhatine ve beyân ettiğimiz altıbin altıyüz altmışaltı sene, Nur-u Kur'ân hükümfermâ olduğuna münâfî olamaz, cerhedemez. Çünkü eyyâm-ı şer'iyenin dört saatten, elli bin seneye kadar hükmü ve şümûlü var. Fakat nefsü'l-emirdeki eyyâmın hakikati, o rivâyet-i meşhûrede hangisi olduğu şimdilik bu dakikada kalbime inkişaf ettirilmedi. Demek o sırrın inkişafı münâsib değil.
Üçüncü Esas: لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّٰهُ Şu Şu mes'elede şimdilik delilini gösteremeyeceğim bir müddeâyı beyân ediyorum. Şöyle ki: Şu dünyanın bir ömrü ve şu dünyadaki küre-i arzın dahi ondan kısa diğer bir ömrü ve küre-i arzda yaşayan nev'-i insanın daha kısa bir ömrü vardır. Bu birbiri içinde üç nev'i mahlûkatın ömürleri, saatin içindeki dakika, sâniye, saatleri sayan çarkların nisbeti gibidir. Nev'-i insanın ömrü, küre-i arzın iki hareketiyle hâsıl olan ma'lûm eyyâm ile olduğu gibi, zîhayatın vücûduna mazhar olduğu zamandan itibaren, küre-i arzın ömrü ise merkez-i irtibatı olan şemsin hareket-i mihveriyesi ile hâsıl olan eyyâm ile olması Hikmet-i Rabbâniyeden uzak değildir. Ve dünyanın ömrü ise, Şemsü'ş-şümûs’un hareket-i mihveriyesi ile hâsıl olan eyyâm iledir.
Şu hâlde nev'-i insanın ömrü yedibin sene eyyâm-ı ma'lûme-i arziye ile olsa, küre-i arzın hayata menşe' olduğu zamandan, harâbiyetine kadar
