İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 281 / 348
281

Amma sâir kitaplarda şu nev'i tevâfukât bulunuşu, tesâdüfe verilebilir. Fakat şu risalelerdeki şuûrlu tevâfukât-ı gaybiyeyi, bütün gören zâtların ittifakıyla, şuûrsuz tesâdüfe havâle edilemez ve verilmesine imkân verilmiyor. Hattâ en mühim iki müstensih ve bizler, değil ki bir risalenin umumunda; bir tek sahife kanâat verir ki, tesâdüf karışamaz, haddi değildir. Çünkü misil olarak iki-üç kelime bulunur. Birbirine bakar öyle bir vaziyette ki, zâhiren bir kasdı irâe ediyor.

Meselâ şimdi bakıyoruz; şu sahifede yaş lafzı, üç defa tekerrür etmiş. Üçü öyle bir vaziyette birbirine bakıyor ki, şübhe bırakmaz ki, bir tanzim-i gaybîdir. Hem şimdi baktığımız şu sahifede, yalnız altı hüzün kelimesi var. O altı hüzün, üç satırda öyle latîf iki kavisi teşkil etmiş ki, neş'eli bir hüznü görene verir.

Hem işâret-i gaybiye olmak için, başka hiçbir kitapta bulunmamak lâzım gelmez. Meselâ nasıl ki, belâğat-ı Kur'âniye derece-i i'câza vâsıl olduğu için, bir mu'cize-i Risalet olduğu hâlde, sâir ehl-i belâğatın umum kitaplarında, derecâtlarına göre belâğat vardır. Onlarda belâğat bulunması, i'câz-ı Kur'âna münâfî olamaz.

Öyle de; i'câz-ı Kur'ân’ın yüzer kısmından, bir kısmının cilvesi, bir nev'i ikram-ı İlâhî nev'inde, Kur'ân’ın bir nev'i tefsiri olan Sözler’de, hakàik-ı Kur'âniyenin hüsn-ü intizamına işâreten görünüp tecellî etmesine, sâir kitaplarda, tevâfukâtın bulunması zarar vermez. Çünkü o dereceye yetişmezler. Çünkü Sözler’deki o nev'i tevâfukât, o dereceye gelmiş ki, dikkat edenlere kat'î kanâat verir ki, beşerin düşünüşü değil ve ihtiyarı ile de olmamıştır. Belki nakşî bir nev'i Kur'ân i'câzının, gölgesinin gölgesi, kendi tefsirinin âyinesinde, bir nev'i ikram-ı İlâhî sûretinde temessül ediyor.

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.