nusûsuna muvâfık olarak, “O kanun-u emr, vücûd-ı haricî giydirilmiş sâir mahlûkat gibi mahlûk ve hâdistir.” demiştir. Sa'd’ın ezeliyet-i rûha kàil olmadığına bütün âsârı şâhiddir. لَيْسَتْ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللهِ نِسْبَةٌ demesi; hulûl gibi bâtıl bir mezhebin reddine işârettir. Hayvanatın rûhları dahi bâkîdir, kıyâmette yalnız cesedleri fenâ bulur. Mevt ise fenâ değil, belki alâkanın kesilmesidir.
وَلاَ سَبَبَ demesi; esbâb-ı zâhiriyenin tavassutu ve Azrâil Aleyhisselâm’ın kabz-ı ervâh hususundaki münâcâtı bahsinde denildiği gibi, rûhun doğrudan doğruya perdesiz, vâsıtasız icâd edilmesine işârettir.
اِسْتَقَلَّتْ بِذَاتِهَا demesi; bekà-yı rûh isbâtında denildiği gibi, cesed rûha dayanır, ayakta kalır. Rûh ise bizâtihi kàimdir. Cesed harâb olursa daha ziyâde serbest olur, melek gibi göğe uçar, demektir ve bâtıl bir mezhebin reddine işârettir.
(Hususî kısmı)
Haşre dair, Sûre-i Rûm’da ﴾ ...وَ مِنْ آيَاتِهِ... وَمِنْ آيَاتِهِ... وَمِنْ آيَاتِهِ ﴿ haşrin ayrı ayrı çok kuvvetli bürhânlarını mu'cizâne beyân eden o âyetlerin ilhâmı ile o âyetlere bir tefsir yazmak niyetinde olduğum vakitte bu suâllerin sorulması, latîf bir tevâfuktur. وَاَزْوَاجَهُمْ وَاَوْلاَدَهُمْ fıkrasını duâ ve münâcâtımda ilâve ettiğim dakikada hâtırıma geldiniz. Bu nev' duâda dahi birinciliği kazandınız. Kalben, kalemen, bilfiil alâkadar olmak şartıyla, yirmidört saatte yüz defa, tasavvurca beşyüz defa manevî kazanç ve duâmda hissedar olmaya müstehak olmanızı arzu ettiğim bir vakitte bu suâlleriniz, beni sizin hesabınıza çok mesrûr etti ve bir beşâret oldu.
Said Nursî ∗∗∗
