İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 198 / 348
198

yaklaştığı îmân ve i'tikàdı, bizi tesellî ediyor. Ne zaman ki, tahribât ve istibdâd haddini aştı, uçurum kendini gösteriyor. “Büyük felâketler, güler yüzlü intibâhlar doğurur.” derler ki, pek musîb bir söz. Herhangi bir hükûmet, zulmü ve istibdâdı arttırdı, mazlum milletler istiklâlini kazanıyor. Şu asırda dinsizlik ve tahribât fazlalaştı. İnşâallâh mazlum ve masûm ehl-i îmânın yüzü gülecek, parlak bir hakikat güneşi tulû' edecek.

Azîz Üstadım, nâkıs kalemim, âciz lisânım, hissiyatıma tercümân olamıyor. Her dindaş gibi, benim de kalbim azîz îmânımın aşkıyla çarpıyor. Hamdolsun, damarlarımızda dolaşan kan, binler senelik ehl-i hak ve îmândan, irsen intikal etmiş bir mayadır.

Sevgili Üstadım! Öyle ânlar geliyor ki, hayat çok alçalıyor. Biz insanlar o derece eğilmek mecburiyetinde kalıyoruz. Bu fikrimle, nefsim hesabına bir hisse-i gurur aramıyorum. Menhus ve mülevves ellerin, temiz bileklerimizi sıkması, sabır taşını çatlatacak kadar müellim bir hâl değil midir? Tahribâtın en müdhiş zamanında hastalanan insaniyeti, manevî ilâçlarla tedâvi etmeye çalışırken, bize musallat olan hâinlere mukàbele etmek; acaba zavallı bir milletin sürükleneceği uçuruma sed çekmek için çekilecek mezâhim ve meşâkk; hayatın ind-i İlâhîde makbûliyeti için sabretmek, son dereceye kadar tahammül etmek... Bu fikir fakirin hayli düşüncesi neticesi bulabildiği bir hakikat.

Sevgili Üstadım, şu günleri, düşünceler ve elemler içerisinde geçiriyorum. Hâdiseyi birkaç ağızdan birbirini tutmayan rivâyetler gibi, dallı budaklı olarak işittim. Bendenize hâdisenin cereyanı hakkında lütfen bir haber veriniz. İnsan cünûn getirecek.

Sevgili Hocam, siz herkes için, beşeriyet için, zararlı olan tahribât ve âfâtın önünü almak için, gece gündüz çalışınız, kendinizi tehlikeye atın da acı acı tahkîrata ma'rûz kalın! Hayır azîz Üstadım, hayır! Yüce dâhî, hayır! Sizin nasîbiniz bu değil. Size verilecek mükâfât, bu olamaz. Bu hâletler olsa olsa üç-beş dinsizin ve bir takım Cehennem yolcularının çılgınlığıdır. Bu hâle sabretmek ve ehemmiyet vermemekle, pek yüce mükâfâtlara mazhariyetler kesbediyorsunuz. Siz asla ve kat'a müteessir olmayın. Ne kadar vahşiyâne ve zâlimâne olursa da dönüp arkanıza bakmayın. Size açılan manevî âlemlerin kapılarına doğru ilerleyin. Yürüyün, yürüyün, tâ nâmütenâhî yürüyün. Gittiğiniz yerlerde, uzaklaştığınız âlemlerde bizim gibi yaralı, âciz, zaîf, pür-kusur, kemter bîçâreler için de müebbed bir istirahat ve saâdet yatağını hazırlayın.

Zekâi ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.