ta'riften âcizim. Rûhâniyetlerindeki celâlet ve azamet karşısında avuç içinde sıkılan bir top hamur ne hâle girerse, bu bîçâre de, öyle oldum. Bir şey düşünemez, sersem, âdeta meyyit-i müteharrik bir hâle geldim. Günlerden beri zihnim ve bütün havâssım, hemen tamamen bu hàrika eserle meşgul. Bu hâlette iken, isti'dâdımın fevkınde şöyle birkaç beyit kalbime ve kalemime geldi. Kaidesine uygun olarak düzeltemedim. Müşfik Üstadımın aflarına istinâden yazıyorum. Tashihi, Üstadıma ve hablullâha yapışan kardeşlerime bırakıyorum.
Hulûsî, bak gaybî ihbarnâmeye,
Gör, Üstadım neler izhâr eylemiş...
Kitab-ı Sinan’dan edip tefe'ül,
Hakka ki kerâmet ibraz eylemiş...
“Ümmî Alîm”le (Hâşiye) [^10] “Sinan-ı Ümmî”de,
Hesab-ı ebcedle var mutâbakat...
[^10]:(Hâşiye) (Ümmî ey Âlim) tarzında okunduğuna göre.
Görünür bakılınca bu tarîkle,
Esmâ-i Üstadla tam münâsebet...
Hakkıyla hàdimü'l-Kur'ân’dır Üstad,
İsbâta kâfîdir bu muvâfakat...
Hayret-bahş esrâra vâkıftır bu zât,
İhvâna deriz haber-i beşâret...
Sekizyüz sene evvelinden görmüş,
Hàdimü'l-Furkàn Bediüzzaman’ı...
Habîb-i Hudâ hem de Gavs-ı A'zam,
Sultan-ı evliyâ Şah-ı Geylânî...
Büyük bir hüsn-ü zan eyle, Üstadım
Seni Kur'ân hàdimi eder add.
Kapan secde-i şükre, de Hulûsî:
اِلٰهِى اَنْتَ رَبِّى وَاَنَا الْعَبْدُ
