eden Şems ile incelerek, büyüyerek mükemmel bir takvim-i semâvî vaziyetini gösteren Kamer gibi azîm cisimleri de istihdam ediyor. Bir küre ﴾ كُنْ فَيَكُونُ ﴿ emrini aldığı zaman bu muazzam küreler gibi milyonlarca seyyârât birbirine karışacak, nizâm-ı âlem bozulacak, herşey harâb olacak. ﴾ كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿ sırrı zâhir olacak. Öyle ise en metîn, en àlî, en müzeyyen görünen bu saray-ı kâinâtın bir ânda yıkılacağı, harâb olacağı, bütün sekenesinin mahv u nâbud olacaklarını düşün. Hiç ender hiç olduğunu hatırla, senin minimini hayat tekneni, dağlar gibi dalgaları bulunan, kısacık ömrünün denizinde aldanarak boğdurma.. ve hayat-ı ebediyeni söndürmek isteyen, en büyük ve en yakın olan nefsinin hilesinden kurtulmaya çalış. Bunun için sana çok kolay ve ucuz, te'siri mücerreb ve kat'î ve
﴿ لَٓااِلٰهَاِلَّٓااَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ ﴾
رَبِّ اِنِّى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
gibi halâs ve şifâ ve necât vâsıtalarını tavsiye ederim. Bunlara bilhassa mağrib ve işâ ortasında, otuzüçer defa devam et, demekte olduğunu hissettim.
O küçük rüyanın tâbiri, muhterem Üstadıma aittir ve arzusuna bağlıdır. Bu defa manevî mahrumiyetin uzaması, beni cidden müteessir etmişti. Sabra gayret ettim, fakat garîbdir ki, bu mübârek mektûbun bura postahânesine vürûdu gününün sabahında ﴾ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِرِينَ ﴿ emr-i celîlinin kuvvetine dayanarak tahammül etmekte olduğumu, fakat meraktan da hasbe'l-beşeriye kurtulamadığımı nâtık küçük bir mektûbu, uhrevî kardeşimiz Hakkı Efendi’ye göndermiştim.
Bu nurlu mektûbun başını işgal eden beş nükteli ikinci Lem'a, başıma tokmak vurarak: Ey bîçâre, sabırdan bahsetmek sana yakışır mı? Gözünü aç da Hazret-i Eyyûb Aleyhisselâm’ın sabrına bak, aklın varsa o Peygamber-i Zîşanın (A.S.) sabırdaki kahramanlığını taklide çalış ve korkunç manevî yaralarından kurtulmak için رَبِّ اِنِّى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ duâsını vird-i zebân et, diye tenbih ve îkazda bulunduğuna yakìn hâsıl ettim. Elhamdülillâh dedim.
Yirmidokuzuncu Mektûbun Sekizinci Kısmının Birinci Remzinin Birinci Makamının Birinci Bâbı, Mu'cizât-ı Ahmediye’nin en büyüğü ve kıyâmete kadar i'câzının devam edeceğine şübhe olmayan Kur'ân-ı Kerîm’in otuz cüz'ünden otuzuncu, yüz ondört sûresinden yüz onuncu,
