Ben kendim burada muvakkatim, ıslahına da mükellef değilim, belki bir derece mes'ûliyetten kurtulabilirim. Fakat zâtınız hem sebeb, hem nokta-i istinâd olduğunuzdan, o vaziyetten gelen müdhiş meyveler defter-i a'mâlinize geçmemek için herşeyden evvel bu vaziyeti ıslah etmelisiniz veyâhut oğlunu buradan çek, o dâimî senin manevî zararına günah işleyecek tezgâhı tebdil etmeye çalış. Zâtınıza bu tezgâhın mahsulâtından nümûne olarak sizin hesabınıza, bana muhâlefet sûretinde gelen yalnız iki küçük nümûneyi göstereceğim:
Birincisi: Beni haddimden çok fazla hüsn-ü zanda bulunan ve harekâtımı herkesten ziyâde hak telâkki eden bir ehl-i ilim, sana i'timâden oğlunuza meslekçe dostluk etmiş. O adam bir gün yanıma geldi. Hususî odamda namazımı kılmak vakti geldi. Benimle beraber cemâatle kılmak onun yanında çok ehemmiyetli olduğu hâlde, gizli ezân-ı Muhammedîyi işitmekten kulağı müteneffirâne, havftan gelen bir istikrâh ile kalktı, kaçtı. Bu işe sen fetvâ ver! Fahr-i Âlem (A.S.M.)’ın en nurânî, lezîz, kudsî kelimâtını işitmekten kaçan bir kulağın altında olan kalbde bulunan îmân, ne hâle girdiğini sen söyle! Bu böyle olsa, başka câhil yâhut gençler o meslekte nasıl boya alırlar, kıyâs ediniz. Benimle beraber bu işe ağlayınız.
İkincisi: Bir dostum var idi, takvâsı ifrat derecesinde idi. Benim yanıma geldiği vakit âhirete ait en güzel parçaları bana gösteriyordu ve ihtar ediyordu. Zâtınız, onu bir derece benden soğutmak ve senin oğluna dost yapmak sûretinde onunla konuşmuşsunuz. İşte o zât, o telkinâttan sonra geçen Ramazanda bir gün, bana Hülâgu ve Cengiz vâkıalarını okutmak için gösterdi. “Aman bunları oku.” dedi. Ben kemâl-i taaccüb ve hayretten dedim: “Kardeşim sen divâne mi oldun? Benim Delâil-i Hayrat’ı okumağa vaktim yok. Böyle zalemelerin sergüzeşt-i zâlimânelerini bu Ramazan-ı Şerîfte bana okutmak hissini nereden kaptın.” dedim. Haftada iki defa yanıma gelen o hàs dostumu iki ayda bir defa daha göremedim. Fakat hakkında inâyet vardı, o hâlden kurtuldu. Her ne ise... Bu nev'den olan elîm hâdiseler çoktur. Hakikatli bir kardeşimin neseben kardeşi olduğunuzdan haşînâne değil, mülâyimâne bir sûrette olan bu dertleşmekten gücenmeyiniz.
Said Nursî
(Hâşiye) Hiç kimseye söylemediğim, hattâ düşünmesini de istemediğim, Kur'ânî hizmetimize zarar veren bir hâleti söyleyeceğim: Zâtınız bir zaman bize dost göründüğünüzden senin oğlun talebe gibi yanıma geliyordu. Ciddi istifadeye çalışıyordu. Değil bana sıkıntı vermek, belki ihtarâtımı, ciddi telâkki ediyordu. Vaktâ ki zâtınız bana karşı rakìbâne bir vaziyet aldınız, oğlunuz da o vaziyetin te'siriyle öyle bir şekle girdi ki, en mutî' talebeden, en merhametsiz bir düşman vaziyetine geldi. O zamandan beri çektiğim sıkıntıların ve Hizmet-i Kur'âniyemize gelen zararların kısm-ı a'zamı, oğlunuzun yüzünden ve senin o rakìbâne vaziyetinden geldiğine şübhe kalmadı. Senin nüfûzun ve şerefin olmasa idi, oğlun böyle şeylere müdâhale edemezdi. Her ne ise... Sizi bütün bütün gücendirmemek için kısa kesiyorum. Kardeşim Hakkı Efendi’nin hatırı için ben hakkımı helâl ederim; fakat bizi istihdam eden ve hizmetine kabûl eden Kur'ân-ı Hakîm’in darbesinden korkmalı, belki o helâl etmez.
