Bilirsiniz ki, yaz mevsiminde dünya gafleti ziyâde hükmeder. Ders arkadaşlarımızın çoğu fütûra düşüp ta'til-i eşgâle mecbur oluyor. Ciddi hakàik ile tam meşgul olamıyor. Cenâb-ı Hak kemâl-i Rahmetinden iki senedir ciddi hakàika nisbeten yemişler, fâkiheler nev'inden tevâfukât-ı latîfe ile ezhânımızı taltif etti, zihnimizi neş'elendirdi. Kemâl-i merhametinden o tevâfukât-ı latîfe meyveleriyle, ciddi bir hakikat-i Kur'âniyeye zihnimizi sevk etti ve rûhumuza, o meyveleri gıdâ ve kût yaptı. Hurma gibi, hem fâkihe hem kût oldu. Hem hakikat, hem zînet ve meziyet birleşti...
Kardeşlerim! Bu zamanda dalâlet ve gaflete karşı pek çok manevî kuvvete muhtacız. Maatteessüf, ben şahsım itibariyle çok zaîf ve müflisim. Hàrika kerâmâtım yok ki, bu hakàikı onunla isbât edeyim ve kudsî bir himmetim yok ki, onunla kulûbu celb edeyim. Ulvî bir dehâm yok ki, onunla ukùlü teshìr edeyim. Belki, Kur'ân-ı Hakîm’in dergâhında, bir dilenci hàdim hükmündeyim. Bu muannid ehl-i dalâletin inâdını kırmak ve insafa getirmek için, Kur'ân-ı Hakîm’in esrârından bazen istimdâd ederim. Kerâmât-ı Kur'âniye olarak, tevâfukâtta bir ikram-ı İlâhî hissettim, iki elimle sarıldım.
Evet, Kur'ân’dan tereşşuh eden İşârâtü'l-İ'câz ve Risale-i Haşir’de kat'î bir işâret hissettim. Emsâlleri bulunsun bulunmasın bence bir kerâmet-i Kur'âniye’dir. İşârâtü'l-İ'câz’ın bir sahifesine dikkat ettik; satırların başında bütün hurûfât ikişer ikişer olup, hàrika bir intizam ile hurûfâtın vaz' edildiğini gördük. Onuncu Söz’de medâr-ı tevâfuk (3, 4, 5, 6) rakamları, herbirisi 13’te ittifakları; o 13’ün de, Altıncı ve Sekizinci, mahrem Dördüncü Remizlerde mühim bir esrâr anahtarı olduğunu gördük. Bunda şübhemiz kalmadı ki, kağıt üzerinde dâima kalacak bir kerâmet-i Kur'âniyedir, bir ikram-ı İlâhîdir ve doğrudan doğruya, risalenin ve îmân-ı Haşrin tasdikine bir imza telâkki ettik. Havada uçmak, su üzerinde yürümeğe benzemiyor. Onlar muvakkat, hem şahsın kemâline ve ihtiyarına, belki istidrâca verilebilir. Doğrudan doğruya hakikate –hususan bu zamanda– hizmet edemiyor.
Her ne ise, bir küçük mes'ele münâsebetiyle çok konuştum ve çok da isrâf ettim. Ahbabla fazla konuşmak merğûb olduğundan inşâallâh bu isrâf affolur.
Kardeşiniz
Said Nursî ∗∗∗
