İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 110 / 348
110

işârettir ki; Nuh ile Hâmid, talebelik ve kardeşlik için mintarafillâh intihâb edilmişler. Çünkü tevâfuk bizim için bir emâre-i tevfik-i İlâhî olduğuna kanâatim gelmiş. Risalelerde tevâfukâtın bazı nümûnelerini göreceksiniz. Fakat çok ricâ ederim ki gücenmeyiniz, hediyeyi kabûl edemedim.

Adem-i kabûlün esbâbı çoktur. En mühim bir sebeb; benim, kardeşlerim ve talebelerimle olan münâsebetin samîmiyetini ve ihlâsı zedelememektir. Hem iktisad, bereket ve kanâat sâyesinde, şiddetli ihtiyacım olmadığı hâlde, dünya malına el uzatmak elimde değil... İhtiyarım haricindedir. Hem bir misâl ile ince bir sebebi anlatacağım:

Mühim bir tüccar dostum, otuz kuruşluk bir çay getirdi, kabûl etmedim. “İstanbul’dan senin için getirdim beni kırma” dedi. Kabûl ettim, fakat iki kat fiatını verdim.

Dedi: Ne için böyle yapıyorsun, hikmeti nedir?

Dedim: Benden aldığın dersi, elmas derecesinden şişe derecesine indirmemektir. Senin menfaatin için, menfaatimi terk ediyorum. Çünkü dünyaya tenezzül etmez, tama' ve zillete düşmez, hakikat mukâbilinde dünya malını almaz, tasannu'a mecbur olmaz bir üstaddan alınan ders-i hakikat, elmas kıymetinde ise; sadaka almaya mecbur olmuş; ehl-i servete tasannu'a muztar kalmış, tama' zilletiyle izzet-i ilmini fedâ etmiş, sadaka verenlere hoş görünmek için riyâkârlığa temâyül etmiş, âhiret meyvelerini dünyada yemeğe cevâz göstermiş bir üstaddan alınan aynı ders-i hakikat, elmas derecesinden şişe derecesine iner. İşte, sana ma'nen otuz lira zarar vermekle, otuz kuruşluk menfaatimi aramak, bana ağır geliyor ve vicdânsızlık telâkki ediyorum. Sen mâdem fedâkârsın, ben de o fedâkârlığa mukâbil, menfaatinizi menfaatime tercih ediyorum, gücenme. O da bu sırrı anladıktan sonra kabûl etti, gücenmedi.

Ey Nuh Bey ve Hâmid Kardeşlerim! Siz de gücenmeyiniz. Hem Nuh Bey, biliniz ki şu zamanda o havâlide vefâdârâne, şefkatkârâne beni aramaklığınız öyle bir hediyedir ki, bunun gibi binler hediyeden kıymetdârdır.

Hem size gönderdiğim Risaleleri muhâfaza etmek ve sâhib çıkmak ve benim yerimde onları himâye etmek binler lira kıymetinde bana karşı büyük bir hediyedir. Çünkü netice-i hayatımı ve vazife-i vataniyemi ve o havâlideki kardeşlerimin uhuvvet ve muhabbetlerine karşı borçlarımı edâ eden o Risalelere ciddi sâhib çıkmak, tam muhâfaza etmek ve ehline yetiştirmeğe vâsıta olmak öyle bir hediyedir ki, dünyevî hediyelerin binlerine mukâbildir.

Hem emin olunuz ki; manevî zararım büyük olmasa idi Nuh Bey’in hâtırını kırmayacaktım. Şimdiye kadar, Cenâb-ı Hakk’a şükür, hediyeleri kabûl etmeğe mecbur olmadım ve şu zamanda ehl-i ilmin bir

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.