İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 635 / 683
635

Hem bu mevzûda Risale-i Nur talebelerinin takdirkâr makale, mektûb ve fıkraları bir medih değildir; belki Üstadımızın dinî hizmetini hedef tutan, şahsına taarruz eden vicdânsız ve insafsız din düşmanlarına karşı müsbet bir müdafaadır. (Hâşiye) [^3]

[^3]: (Hâşiye) İns ve cin şeytanları ve dinsizlerin bir desîsesi de budur ki; bazen derler ve dedirtirler: "Üstadınız şahsına kıymet vermiyor; siz ise O'nun hakkında takdirkâr mektûblar yazıp, Üstadınızın rızâsına uygun hareket etmiyorsunuz." İşte onlar, Risale-i Nur ve Üstadımızı İslâmiyet düşmanlarına karşı müsbet ve nezîh bir tarzda müdafaa etmekten men'etmek için sâfdillik damarlarından istifade ile böyle bir fikir ve muğâlata ile Nur talebelerini aldatmaya, iğfal etmeye çalışırlar. Evet Üstadımız Bediüzzaman, ihlâsının iktizası olarak şahsına kıymet vermeyebilir; bu hâl, Üstadımızdaki yüksek bir kemâlât ve àlî bir seciyenin timsâlidir. O, şahsına ne kadar kıymet vermiyorsa, bizim O'nda milyarlar derece fazla kıymet ve ehemmiyeti görmemiz, basîret ve insaniyetin muktezâsıdır. Bir lütf-u İlâhîdir. Zîra Risale-i Nur gibi parlak bir tefsir-i Kur'ân olan şâheser, O'nun varlığından meydâna gelmiş ve fışkırmıştır. Öyle bir eserin müellifiyle yalnız bugünkü Âlem-i İslâm değil, yalnız asr-ı hâzır beşeriyeti değil, nesl-i âtîdeki milyarlar kimsenin hayat ve memât da'vâsı, Risale-i Nur'la alâkadardır...

Böyle olduğu hâlde Üstadımız öyle zâtların ve Risale-i Nur talebelerinin hakikatli takdir ve beyânlarına karşı hiddetlenerek, çok defa da hatırlarını kırarak der ki: “Zaman, şahıs zamanı değil, şahs-ı manevî zamanıdır. Risale-i Nur’da şahıs yok, şahs-ı manevî var. Ben bir hiçim. Risale-i Nur, Kur'ânın malıdır; Kur'ândan süzülmüştür. Şeref ve hüsün Kur'ânındır. Şahsımla, Risale-i Nur iltibas edilmiş, Meziyet, Risale-i Nur’a aittir. Risale-i Nur’un neşrindeki hàrika muvaffakıyet ise, Risale-i Nur talebelerine aittir. Yalnız şu kadar var ki, şiddetli ihtiyacıma binâen Cenâb-ı Hak, Kur'ân-ı Hakîm’den bana ilâç ve tiryâkları ihsân etti, ben de kaleme aldım. Her nasılsa, bu zamanda birinci tercümânlık vazifesi bana düşmüş. Ben de Risale-i Nur’un talebesiyim. Bir risaleyi şimdiye kadar yüz defa okuduğum hâlde yine okumaya muhtaç oluyorum. Ben sizlerin ders arkadaşınızım.” der.

Bediüzzaman Said Nursî’nin cihan-şümûl Kur'ân ve îmân ve İslâmiyet hizmetindeki müstesnâ muvaffakıyet ve zaferinin ve Risale-i Nur’daki kuvvetli te'sirâtın sırrı; kendisinin ihlâs-ı etemmi kazanmış olmasıdır. Yani, yalnız ve yalnız rızâ-yı İlâhîyi esâs maksad edinmiştir. Bu hususta: “Mesleğimizin esâsı, a'zamî ihlâs ve terk-i enâniyettir. İhlâslı bir dirhem amel, ihlâssız yüz batman amele müreccahtır. İnsanların maddî manevî hediyelerinden hürmet ve teveccüh-ü âmmeden, şöhretten şiddetle kaçıyorum.” der. Ziyaretçi kabûl etmemesinin bir hikmeti de bu sır olsa gerek. Hem ihlâsa verdiği gayet fazla ehemmiyet, yüzotuz parça eserinden yalnız “İhlâs Risalesi”nin başına, “Lâakal her onbeş günde bir defa okunmalıdır.” kaydını koymasından da anlaşılıyor. “Büyük Mahkeme Müdafaâtı” kitabında: “Risale-i Nur, değil dünyaya, kâinâta da âlet edilemez; gayemiz, rızâ-yı İlâhîdir.” demiştir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.