pek azîm ve küllîdir. Herbiri, binler hisse alır. İnşâallâh emvâl-i dünyeviyenin iştirâki gibi inkısam ve tecezzî etmeden herbirisinin defter-i ameline aynı geçmesi; bir adamın getirdiği bir lamba, binler âyinelerin herbirisine aynı lamba inkısam etmeden girmesi gibidir.
Demek, Risale-i Nurun sâdık şâkirdlerinden birisi, Leyle-i Kadrin hakikatini ve Ramazanın yüksek mertebesini kazansa, umum hakîki sâdık şâkirdler sâhib ve hissedar olmak vüs'at-i Rahmet-i İlâhiyeden çok kuvvetli ümîdvârız.
Said Nursî ∗∗∗
► (10) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Birinci Mes'ele: Kardeşlerimizden birisinin “namaz tesbihâtı” nda tekâsül göstermesine binâen dedim: Namazdan sonraki tesbihâtlar tarîkat-ı Muhammediyedir (A.S.M.) ve velâyet-i Ahmediye’nin (A.S.M.) bir evrâdıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra, bu kelimenin hakikati böyle inkişaf etti:
Nasıl ki, risalete inkılâb eden velâyet-i Ahmediye bütün velâyetlerin fevkındedir. Öyle de, o velâyetin tarîkatı ve o velâyet-i kübrânın evrâd-ı mahsûsası olan namazın akabindeki tesbihât, o derece sâir tarîkatların ve evrâdların fevkındedir. Bu sır dahi şöyle inkişaf etti:
Nasıl zikir dâiresinde bir mecliste veyâhut hatm-i Nakşiyede bir mescidde birbiriyle alâkadar hey'et-i mecmuada nurânî bir vaziyet hissediliyor; kalbi hüşyâr bir zât namazdan sonra سُبْحَانَ اللّٰهِ ❀ سُبْحَانَ اللّٰهِ deyip tesbihi çekerken, o dâire-i zikrin reisi olan Zât-ı Ahmediye’nin Aleyhissalâtü Vesselâm müvâcehesinde yüz milyon, tesbih elinde çektiklerini ma'nen hisseder. O azamet ve ulviyetle سُبْحَانَ اللّٰهِ ❀ سُبْحَانَ اللّٰهِ ❀ سُبْحَانَ اللّٰهِ der.
Sonra o, Serzâkirin emr-i maneviyesiyle اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ❀ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ dediği vakit, o halka-i zikrin ve o çok geniş bulunan Hatme-i Ahmediye’nin (A.S.M.) dâiresinde yüz milyon mürîdlerin اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ❀ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ larından tezâhür eden azametli bir hamdi düşünüp içinde اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ ile iştirâk eder, ve hâkezâ . . . اَللّٰهُ اَكْبَرُ ❀ اَللّٰهُ اَكْبَرُ
