İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 111 / 683
111

fazla kalmış paraları amcamın bana olan şefkatine; hem malı istihkar etmesine i'timâden, haberi olmadan tamamen sarfettim. Sonra bana dedi ki; “Bu para bize helâl değildi, millet malı idi, niçin sarfettin? Mâdem ki öyledir, ben de seni vekilharçlıktan azl ile kendimi nasbettim!”

Bir müddet aradan geçti... Hakàiktan oniki te'lifâtını tab'ettirmek kalbine geldi. Maaştan toplanan paraları, o te'lifâtların tab'ına verdi. Yalnız bir-iki küçüğü müstesnâ olmak üzere, diğerlerini etrafa meccânen dağıttı. Niçin sattırmadığını suâl ettim. Dedi ki:

Maaştan bana kût-u lâyemût câizdir; fazlası millet malıdır. Bu sûretle millete iâde ediyorum...

Dâru'l-Hikmet’teki hizmeti, hep böyle şahsî teşebbüsü ile idi. Çünkü, orada müştereken iş görmek için bazı mâniler görüyordu. Onu tanıyanlar biliyorlar ki, Bediüzzaman kefenini boynuna takmış ve ölümünü göze almıştır. Onun içindir ki; Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiye’de demir gibi dayandı. Ecnebî te'sirâtı, Dâru'l-Hikmet’i kendine âlet edemedi. Yanlış fetvâlara karşı, pervâsızca mücâdele etti. İslâmiyete muzır bir cereyan ortaya atıldığı vakit, o cereyanı kırmak için eser neşrederdi.

Esâretten Avdetinden Sonraki İstanbul Hayatına Dair Kaleme Aldığı Bir Parçadır (Yirmialtıncı Lem'adan Onuncu Ricâ)

ESÂRETTEN AVDETİNDEN SONRAKİ İSTANBUL

HAYATINA DAİR KALEME ALDIĞI BİR PARÇADIR

(Yirmialtıncı Lem'adan Onuncu Ricâ)

Bir zaman, esâretten geldikten sonra, İstanbul’da bir-iki sene yine gaflet galebe etti. Siyaset havası, nazarımı nefsimden kaldırıp âfâka dağıtmış iken, bir gün İstanbul’un Eyüb Sultan Kabristanının dereye bakan yüksek bir yerinde oturuyordum. İstanbul etrafındaki âfâka baktım. Birden bakıyorum, benim hususî dünyam vefât ediyor, bazı cihette rûh çekiliyor gibi bir hâlet-i hayâliye bana geldi. Dedim: “Acaba bu kabristanın mezar taşlarındaki yazılar mıdır ki, bana böyle hayâl veriyor?” diye nazarımı çektim. Uzağa değil, o kabristana baktım. Kalbime ihtar edildi ki: “Bu senin etrafındaki kabristanın, yüz İstanbul içinde vardır. Çünkü yüz defa İstanbul buraya boşalmış. Bütün İstanbul halkını buraya boşaltan bir Hâkim-i Kadîrin hükmünden kurtulup müstesnâ kalamazsın, sen de gideceksin.”

Ben kabristandan çıkıp, bu dehşetli hayâl ile Sultan Eyüb Câmiinin mahfelindeki küçük bir odaya, çok defa girdiğim gibi, bu defa da girdim. Düşündüm ki, ben üç cihette misâfirim. Bu menzilcikte misâfir olduğum

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.