İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 264 / 683
264

bana büyük bir hediye vermiş hükmüne geçer. Belki herbir sahifesi, bir okka şeker kadar beni memnun eder.

İkinci Madde: Maatteessüf Risale-i Nurun, îmânsız ve emânsız cinnî ve insî düşmanları, onun çelik gibi metîn kalelerine, elmas kılıncı gibi kuvvetli hüccetlerine mukàbele edemediklerinden çok gizli desîseler ve hafî vâsıtalarla, haberleri olmadan, yazanların şevklerini kırmak ve fütûr vermek ve yazıdan vazgeçirmek cihetinde şeytancasına hücum edip darbe vuruyorlar. Hususan burada ihtiyaç pek çok ve yazıcılar pek az, düşmanlar çok dikkatli, kısmen talebeleri mukâvemetsiz olduğundan; bu memleketi, o nurlardan bir derece mahrum ediyorlar... ∗∗∗

► (02) ◄

Benim ile hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adam, hangi risaleyi açsa, benim ile değil, Hàdim-i Kur'ân olan üstadıyla görüşür ve hakàik-ı îmâniyeden zevkle bir ders alabilir. ∗∗∗

► (03) ◄

Sabri’nin mektûbu yolda iken ve gelmeden evvel, o mektûbun manevî te'siriyle bu âyeti ﴾  اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا ﴿ âyetiyle beraber düşünürken, birden hâtırıma geldi: Risale-i Nurun bu derece kuvvetli İşârât-ı Kur'âniyeye ve şâkirdlerinin bu kadar kıymetli beşârât-ı Kur'âniyeye ve aktâbların iltifatına mazhariyetinin sırrı ve hikmeti, musîbetin azameti ve dehşetidir ki; hiçbir eserin mazhar olmadığı bir kudsî takdir ve tahsin almış. Demek ehemmiyet, onun fevkalâde büyüklüğünde değil, belki musîbetin fevkalâde dehşetine ve tahribâtına karşı mücâhedesi az olduğu hâlde, gayet büyük bir ehemmiyet kesbetmiş ki bu iki âyet de, işâret ve beşâret-i Kur'âniyede ifâde eder ki: “Risale-i Nur dâiresine girenler, tehlikede olan îmânlarını kurtarıyorlar ve îmânla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler” diye müjde veriyor.

Evet, bazı vakit olur ki bir nefer, gördüğü hizmet için bir müşîrin fevkıne çıkar, binler derece kıymet alır...

Ondokuzuncu Söz’ün âhirinde beyân edilen Kur'ândaki tekrarın ekser hikmetleri, Risale-i Nurda dahi cereyan ediyor. Bilhassa ikinci hikmeti, tam tamına vardır. O hikmet şudur ki: Herkes Kur'âna muhtaçtır. Fakat herkes, her vakit Kur'ânı okumaya muktedir olamaz. Fakat bir sûreye, gâliben muktedir olur. Onun için en mühim makàsıd-ı Kur'âniye, ekser uzun sûrelerde dercedilerek, herbir sûre bir küçük Kur'ân hükmüne geçmiş. Demek hiç kimseyi mahrum etmemek için, haşir ve tevhid ve kıssa-i Mûsa gibi bazı maksadlar tekrar edilmiş. Aynı ehemmiyetli hikmet

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.