İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 266 / 683
266

► (04) ◄

Risale-i Nur hakàik-ı İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfî geliyor; başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat'î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, îmânı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkîkî yapmanın en kısa ve en kolayı Risale-i Nurdadır. Evet onbeş sene yerine onbeş haftada Risale-i Nur o yolu kestirir, îmân-ı tahkîkiye îsâl eder.

Bu fakir kardeşiniz yirmi sene evvel kesret-i mütâlaa ile bazen bir günde bir cild kitabı anlayarak mütâlaa ederken, yirmi seneye yakındır ki Kur'ân ve Kur'ân’dan gelen Risale-i Nur bana kâfî geliyordu. Bir tek kitaba muhtaç olmadım, başka kitapları da yanımda bulundurmadım. Risale-i Nur çok mütenevvi' hakàika dair olduğu hâlde, te'lifi zamanında, yirmi seneden beri ben muhtaç olmadım. Elbette siz, yirmi derece daha ziyâde muhtaç olmamak lâzım gelir.

Hem mâdem ben sizlere kanâat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum ve meşgul olmuyorum; siz dahi Risale-i Nur’a kanâat etmeniz lâzımdır; belki bu zamanda elzemdir... ∗∗∗

► (05) ◄

Birinci Esâs: Ehl-i îmânın me'yûsiyetine karşı, istikbâlde bir nur var diye müjde verdiğidir. Bir hiss-i kable'l-vukû' ile Risale-i Nur’un istikbâlde, dehşetli bir zamanda çok ehl-i îmânın îmânlarını takviye edip kurtarmasını hissedip o adese ile hürriyet inkılâbındaki siyaset dâirelerine bakmış; tâbirsiz, te'vilsiz tatbike çalışmış; siyaset ve kuvvet ve kemiyet noktasında zannetmiş; doğru hissetmiş, fakat tam doğru diyememiş.

İkinci Esâs: Eski Said, bazı siyâsî insanlar ve hàrika edîblerin hissettikleri gibi, çok dehşetli bir istibdâdı hissedip ona (istibdâda) karşı cebhe almışlardı. O hiss-i kable'l-vukû' tâbir ve te'vile muhtaç iken bilmeyerek resmî, zaîf ve ismî bir istibdâd görüp o siyâsî ve dâhî edipler ona karşı hücum gösteriyorlardı. Hâlbuki onlara dehşet veren, bir zaman sonra gelecek olan istibdâdların zaîf bir gölgesini asıl zannederek öyle davranmışlar, öyle beyân etmişler. Maksad doğru, fakat hedef hatâ.

İşte Eski Said de, eski zamanda böyle acîb bir istibdâdı hissetmiş. Bazı âsârında, ona hücum ile beyânâtı var. O müdhiş istibdâd-ı acîbeye karşı meşrûta-i meşrûayı bir vâsıta-i necât görüyordu. Ve “hürriyet-i şer'iye, Kur'ânın ahkâmı dâiresindeki meşveretle o müdhiş musîbeti def'eder” diye düşünüp öyle çalışmış...

Hem Münâzarât Risalesi’nin rûhu ve esâsı hükmünde olan hâtimesindeki Medresetü'z-Zehrâ’nın hakikati ise, istikbâlde çıkacak olan Risale-i Nur medresesine, bir zemin ihzar etmek idi ki; bilmediği hâlde,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.