karıncalara verirdim; ekmeğimi onun suyu ile yerdim. İşitenler benden soruyordular, ben de derdim: “Bu karınca ve arı milletleri, cumhûriyetçidirler, o cumhûriyet-perverliklerine hürmeten tanelerini karıncalara verirdim.” Sonra dediler: “Sen, Selef-i Sâlihîn’e muhâlefet ediyorsun?” Cevaben diyordum: “Hulefâ-i Râşidîn; herbiri hem halife, hem reis-i cumhûr idi. Sıddık-ı Ekber (R.A.), Aşere-i Mübeşşere’ye ve Sahâbe-i Kirâm’a elbette reis-i cumhûr hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki hakikat-i adâleti ve hürriyet-i şer'iyeyi taşıyan, mânâ-yı dindar cumhûriyetin reisleri idiler.”
İşte ey müddeiumumî ve mahkeme âzâları! Elli seneden beri bende bulunan bir fikrin aksiyle beni ittiham ediyorsunuz. Eğer lâik cumhûriyet soruyorsanız; ben biliyorum ki, lâik mânâsı, bîtaraf kalmak, yani hürriyet-i vicdân düsturuyla dinsizlere ve sefâhetçilere ilişmediği gibi, dindarlara ve takvâcılara da ilişmez bir hükûmet telâkki ederim. On senedir –şimdi yirmi sene oluyor– ki, hayat-ı siyâsiye ve ictimâiyeden çekilmişim. Hükûmet-i cumhûriye ne hâl kesbettiğini bilmiyorum. El-iyâzü Billâh, eğer dinsizlik hesabına, îmânına ve âhiretine çalışanları mes'ûl edecek kanunları yapan ve kabûl eden bir dehşetli şekle girmiş ise, bunu size bilâ-pervâ ilân ve ihtar ederim ki: Bin canım olsa, îmâna ve âhiretime fedâ etmeye hazırım. Ne yaparsanız yapınız! Benim son sözüm, ﴾ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ﴿ olarak, siz beni i'dâm ve ağır ceza ile zulmen mahkûm etmenize mukâbil derim: Ben, Risale-i Nur’un keşf-i kat'îsi ile i'dâm olmuyorum, belki terhis edilip nur âlemine ve saâdet âlemine gidiyorum. Ve sizi, ey dalâlet hesabına bizi ezen bedbahtlar! İ'dâm-ı ebedî ile ve dâimî haps-i münferid ile mahkûm bildiğimden ve gördüğümden, tamamıyla intikamımı sizden alarak, kemâl-i rahat-ı kalble teslîm-i rûh etmeye hazırım!
Mevkuf
Said Nursî ∗∗∗
► (03) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Efendiler!
Çok emârelerle kat'î kanâatim gelmiş ki; hükûmet hesabına, “hissiyat-ı diniyeyi âlet ederek emniyet-i dâhiliyeyi ihlâl etmek.” için bize hücum edilmiyor. Belki bu yalancı perde altında, zındıka hesabına, bizim,
