İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 135 / 683
135

– Ben şimdi, râfizî bir Kürd’ü, sâlih bir Türk hocasına tercih ederim. Ben de:

– Eyvâh! dedim, ne kadar bozulmuşsun? Bir hafta çalıştım, onu kurtardım; eski hakikatli hamiyete çevirdim.

İşte ey meb'ûslar!... O talebenin evvelki hâli, Türk milletine ne kadar lüzumu var. İkinci hâli, ne kadar vatan menfaatine uygun olmadığını fikrinize havâle ediyorum. Demek –farz-ı muhâl olarak– siz başka yerde dünyayı dine tercih edip, siyasetçe dine ehemmiyet vermeseniz de; her hâlde Şark vilâyetlerinde din tedrîsatına a'zamî ehemmiyet vermeniz lâzım.

Bu hakikatli ma'ruzât üzerine, muhâlifler dışarı çıkıp, yüz altmış üç meb'ûs o kararı imza ederler. ∗∗∗

► (12) ◄

Bediüzzaman, küçük yaşında iken tasavvur ettiği ve hayatını o yolda fedâ etmeye azmettiği ve hayatının bir gayesi ve neticesi olarak kabûl ettiği “Âlem-i İslâmda büyük bir intibâh ve inkişaf” emeliyle Ankara’ya gelmişti. Daha meşrûtiyetin ilânından evvel, İstanbul’a gelmeden, Şarkî Anadolu’da, yüzlerce ehl-i ilim ve erbâb-ı fazilet kimselerle mübâhaseleri ve İstanbul’da birdenbire meydâna çıkarak, ulemâyı hayrete sevketmesi ve ehl-i siyaseti telâşa düşürmesi; rûhunda büyük bir İslâmî inkılâbın müessisi hâlinin mevcûd olduğunu gösteriyordu. Ve kendisi, daha eskiden rûhunda bu vazifenin mes'ûliyetini, hem şevk ve sürûrunu hissetmişti.

Hürriyetin ilânını müteâkib; gazetelerde meşrûtiyeti şerîata hàdim yapmakla, Anadolu ve Âlem-i İslâm kıt'asında büyük bir saâdetin zuhûruna vesile olunacak ümîdiyle neşrettiği makaleler ve muhtelif ictimâ'lardaki nutukları, hep bu mezkûr niyet ve tasavvurunun neticesi idi. “El-Hutbetü'ş-Şâmiye”, “Sünûhât” ve “Lemeât” gibi bazı eserlerinde de görüldüğü gibi “Şu istikbâl zulümâtı ve inkılâbları içerisinde en gür ve en muhteşem sadâ, Kur'ânın sadâsı olacaktır!” diye beyânâtı vardı.

Abbâsîleri müteâkiben, Âlem-i İslâm içinde İslâmî idareyi ele alan Türklerin bin senelik muazzam idaresinden ve hilâfet sürmelerinden sonra, bütün dünyayı dehşete veren bir harb-i umumî meydâna gelmiş, Osmanlı Devleti inkırâz bulmuş, İslâmın ebedî düşmanları, merkez-i hükûmeti istilâ ederek, Müslümanlığın mahvolduğu kanâatine varmışlardı!.. İşte, Bediüzzaman, İlâhî kudretin tecellîsiyle ve ihsânıyla, böyle en elzem bir vakitte, dine revâc verebilecek bir teşekkülün zuhûru

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.