medeniyeti zîr ü zeber edip öyle bir kustu ki, yeryüzünü kanla bulaştırdı. İnşâallâh istikbâldeki İslâmiyet’in kuvvetiyle, medeniyetin mehâsini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de te'min edecek.
Evet, Avrupa’nın medeniyeti fazilet ve hüdâ üstüne te'sis edilmediğinden; belki heves ve hevâ, rekabet ve tahakküm üzerine bina edildiğinden, şimdiye kadar medeniyetin seyyiâtı hasenâtına galebe edip ihtilâlci komitelerle kurtlaşmış bir ağaç hükmüne girdiği cihetle; Asya medeniyetinin galebesine kuvvetli bir medâr, bir delil hükmündedir ve az vakitte galebe edecektir.
Acaba istikbâle karşı ehl-i îmân ve İslâm için böyle maddî ve manevî terakkiyâta vesile ve kuvvetli, sarsılmaz esbâb varken ve demiryolu gibi istikbâl saâdetine yol açıldığı hâlde, nasıl me'yûs olup ye'se düşüyorsunuz ve Âlem-i İslâmın kuvve-i maneviyesini kırıyorsunuz? Ve ye's ve ümîdsizlikle zannediyorsunuz ki, “Dünya herkese ve ecnebîlere terakkî dünyasıdır; fakat, yalnız bîçâre Ehl-i İslâm için tedennî dünyası oldu!” diye pek yanlış bir hatâya düşüyorsunuz. Mâdem meylü'l-istikmâl (tekemmül meyli) kâinâtta fıtrat-ı beşeriyede fıtraten dercedilmiş; elbette beşerin zulüm ve hatâsıyla başına çabuk bir kıyâmet kopmazsa, istikbâlde hak ve hakikat, Âlem-i İslâmda nev'-i beşerin eski hatîâtına keffâret olacak bir saâdet-i dünyeviye de gösterecek İnşâallâh...
Evet bakınız, zaman hatt-ı müstakîm üzerine hareket etmiyor ki, mebde' ve müntehâsı birbirinden uzaklaşsın. Belki küre-i arzın hareketi gibi bir dâire içinde dönüyor. Bazen terakkî içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir. Bazen tedennî içinde kış ve fırtına mevsimi gösterir. Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev'-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak inşâallâh.
Hakikat-i İslâmiyenin güneşi ile, sulh-u umumî dâiresinde hakîki medeniyeti görmeyi, Rahmet-i İlâhiyeden bekleyebilirsiniz...
İkinci Kelime
İKİNCİ KELİME: Müddet-i hayatımda tecrübelerimle fikrimde tevellüd eden şudur:
Ye's en dehşetli bir hastalıktır ki, Âlem-i İslâm’ın kalbine girmiş.
İşte o ye'stir ki bizi öldürmüş gibi, garbda bir-iki milyonluk küçük bir devlet, şarkta yirmi milyon Müslümanları kendine hizmetkâr ve vatanlarını müstemleke hükmüne getirmiş.
Hem o ye'stir ki, yüksek ahlâkımızı öldürmüş; menfaat-i umumiyeyi bırakıp menfaat-i şahsiyeye nazarımızı hasrettirmiş.
