► (07) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
Çok mübârek, çok kıymetdâr, çok sevgili Üstadımız Hazretleri!
Elhamdülillâh, bu sene Isparta’daki talebelerinizi dünyevî meşâğil daha çok gaflete sokmadı. Hizmet-i Nuriyedeki gayretlerimiz ciddi bir sûrette devam ediyor. Herbirimizin kalblerimizdeki Nur’a karşı incizab, sîmâlarımızda okunuyor. Sanki bu talebelerinizin kalbleri sevinçle doludur. Evet sevgili Üstadımız, bütün talebeleriniz hep birden diyorlar: Liyâkatsizliğimiz, hiçliğimiz ile beraber sâfiyâne istihdam edildiğimiz bu Hizmet-i Nuriyede bedî' bir Üstada hem talebe, hem kâtib, hem muhâtab, hem nâşir, hem mücâhid, hem halka nâsih, hem Hakka âbid olmak gibi cihan-değer güzelliklerin hepsini birden bize veren Hazret-i Allah’a ne kadar şükretsek azdır. Ve bu yapmak istediğimiz şükürler dahi, Hàlık’ımızın fazlı ile kalbimize gelen bir ihsân olduğunu tahattur eden biz talebelerinizin kalblerini sürûr ve sevinç dolduruyor. Masûm Nursluların Üstadımızın küçüklüğünde geçirdikleri hayatın müteşekkirâne bir tarzı, hâl ve etvârımızda okunuyor. Hududsuz şükürler, nihâyetsiz senâlar olsun o Zât-ı Zülcelâl'e ki; bizleri cehl-i mutlak derelerinden, isyan ve küfran bataklıklarından lütûf ve keremiyle çıkarıp, gözleri kamaştıran en parlak bir nura talebe etmiştir.
Eğer sevgili Üstadımız “İktiran” tâbir edilen iki ni'metin beraber geldiğini daha evvelden bize izâh etmeseydi, çok minnetdârlıklarımızı kalblerimize tercümân olan kalemlerimizden okuyacaklardı.
Evet sevgili Üstadımız, biz kendimize bakıyoruz, Risale-i Nur’a muhâtab olamıyoruz. Buna rağmen, ihtiyaç şiddetlendikçe, Hàlık-ı Rahîm’in merhametli tecellîlerini müşâhede ediyoruz. Kalb-i Üstad; parlak bir âyine, bir mazhar, bir ma'kes; lisân-ı üstad; àlî bir mübelliğ, bir muallim, bir mürşid; hâl-i Üstad, tecessüm etmiş en güzel bir örnek, bir nümûne, bir misâl oluyor. Tevâif-i beşerin ihtiyaçları yazılıyor, gösteriliyor. İşte yedi seneden beri ateş püsküren zâlim beşerin hâli, bugün daha çok ızdırâblı bir hâle girmiş bulunuyor. Herbir zîidrak, acaba yarın ne olacak düşüncesiyle kulaklarını radyoların ağızlarına koymuşlar, mütehayyir duruyorlar. Şarkta Japonların mağlûb olmasıyla, dünyanın
