İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 173 / 683
173

İşte, ey ehl-i dünya! Dünyanıza hiç karışmadığım ve prensiplerinizle hiçbir cihet-i temâsım bulunmadığı ve dokuz sene esâretteki bu hayatımın şehâdetiyle, yeniden dünyaya karışmaya hiçbir niyet ve arzum yokken, bana eski bir mütegallib ve dâima fırsatı bekleyen ve fikr-i istibdâd ve tahakkümü taşıyan bir adam gibi yapılan bunca tarassud ve tazyîkiniz hangi kanun iledir? Dünyada hiçbir hükûmet böyle fevkalkanun ve hiçbir ferdin tasvîbine mazhar olmayan bir muâmeleye müsâade etmediği hâlde, bana karşı yapılan bu kadar bed muâmelelere, yalnız değil benim küsmem, belki eğer bilse nev'-i beşer küser, belki kâinât küsüyor!

Üçüncü İşâret

ÜÇÜNCÜ İŞÂRET

Mağlatalı, divânecesine bir suâl.

Bir kısım ehl-i hüküm diyorlar ki: “Mâdem sen bu memlekette duruyorsun; şu memleketin cumhûrî kanunlarına inkıyad etmek lâzım gelirken, sen neden inziva perdesi altında kendini o kanunlardan kurtarıyorsun? Ezcümle, şimdiki hükûmetin kanununda, vazife haricinde bir meziyeti, bir fazileti kendine takıp, onunla bir kısım millete tahakküm edip nüfûzunu icra etmek, müsâvât esâsına istinâd eden cumhûriyetin bir düsturuna münâfîdir. Sen neden vazifesiz olduğun hâlde elini öptürüyorsun? Halk beni dinlesin diye hodfürûşâne bir vaziyet takınıyorsun?”

Elcevab: Kanunu tatbik edenler, evvelâ kendilerine tatbik ettikten sonra başkasına tatbik edebilirler. Siz kendinize tatbik etmediğiniz bir düsturu başkasına tatbik etmekle, herkesten evvel siz düsturunuzu, kanununuzu kırıyorsunuz ve karşı geliyorsunuz. Çünkü bu müsâvât-ı mutlaka kanununun bana tatbikini istiyorsunuz. Ben de derim:

Ne vakit bir nefer, bir müşîrin makam-ı ictimâîsine çıkarsa ve milletin o müşîre karşı gösterdikleri hürmet ve teveccühe iştirâk ederse ve onun gibi, o teveccüh ve hürmete mazhar olursa veyâhut o müşîr, o nefer gibi âdileşirse ve o neferin sönük vaziyetini alırsa ve o müşîrin vazife haricinde hiçbir ehemmiyeti kalmazsa; hem eğer en zekî ve bir ordunun muzafferiyetine sebebiyet veren bir erkân-ı harb reisi, en aptal bir neferle teveccüh-ü âmmede ve hürmet ve muhabbette müsâvâta girerse; o vakit sizin bu müsâvât kanununuz hükmünce bana şöyle diyebilirsiniz. “Kendine hoca deme! Hürmeti kabûl etme! Faziletini inkâr et! Hizmetçine hizmet et! Dilencilere arkadaş ol!”

Eğer deseniz: “Bu hürmet ve makam ve teveccüh, vazife başında olduğu vakte mahsûstur ve vazifedârlara hàstır. Sen vazifesiz bir adamsın; vazifedârlar gibi milletin hürmetini kabûl edemezsin.”

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.