iki Cuma gününde mahpuslar için te'lif edilen ve Risale-i Nur’un umdelerini ve hülâsa ve esâslarını beyân ederek Risale-i Nur’un bir müdafaanâmesi hükmüne geçen Meyve Risalesi’ni ibraz ediyorum ve Ankara makàmâtına vermek için yeni harflerle yazdırmaya müşkülâtlar içinde gizli çalışıyoruz. İşte onu okuyunuz, tam dikkat ediniz, eğer kalbiniz (nefsinize karışmam) beni tasdik etmezse, bana şimdiki tecrid-i mutlak içinde her hakaret ve işkenceyi de yapsanız, sükût edeceğim!
Elhâsıl: Yâ, Risale-i Nur’u tam serbest bırakınız, veyâhut bu kuvvetli ve zedelenmez hakikati, elinizden gelirse kırınız! Ben şimdiye kadar sizi ve dünyanızı düşünmüyordum ve düşünmeyecektim, fakat mecbur ettiniz, belki de sizi îkaz etmek lâzım idi ki, kader-i İlâhî bizi bu yola sevketti.
Biz de, مَنْ آمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ düstur-u kudsîyi kendimize rehber edip, herbir sıkıntılarınızı sabır ile karşılayacağız, diye azmettik.
Mevkuf
Said Nursî ∗∗∗
► (02) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Zaman-ı Saâdetten şimdiye kadar cârî bir âdet-i İslâmiyeye ittibâen Risale-i Nur’un hususî menba'ları olan yüzer âyât-ı meşhûreyi, büyük bir en'âm gibi “Hizb-i Kur'ânî” yaptığımızı, “Dinde tahrifat yapıyor” diye muâheze etmişler.
Hem, bir sene cezasını çektiğim ve mahrem tutulan ve zabıtnâmede kaydedildiği gibi odun yığınları altından çıkarılan Tesettür Risalesiyle, bu sene yazılmış ve neşredilmiş gibi bizi ittiham etmek ister.
Hem, Ankara’da hükûmetin riyâsetinde bulunan birisine (Mustafa Kemâl’e) söylediğim i'tirâzlara ve ağır sözlere mukàbele etmeyip sükût eden ve o öldükten sonra onun yanlışını gösteren bir hakikat-i hadîsiyeyi beyândaki fıtrî ve lüzumlu ve küllî ve mahrem tenkidlerim medâr-ı mes'ûliyet yapılmış. Ölmüş alâkası kesilmiş bir şahsın hatırı nerede!.. Hükûmetin ve milletin bir hâtırası ve Cenâb-ı Hakk’ın bir tecellî-i hâkimiyeti olan adâletleri, kanunları nerede!
