Heyhât!.. Ne kadar hakikatsiz ve karıştırıcı ve müşâğabeli bir kıyâs oldunuz!”
İşte ey bedevî göçerler ve ey inkılâb softaları (∗) [^23] manzara-i hayâl (Hâşiye-1) [^24] üstünde gördünüz ki, şu büyük mitingde iki taraf da sizi protesto ettiler.
[^23]:(∗) Sonradan ilâve edilmiştir.
[^24]:(Hâşiye-1) Hayâl dahi bir simotoğraftır.
Cevablardan Bir Kısım
(CEVABLARDAN BİR KISIM)
Öyle ise ben derim: Hakikaten sizin hàrikulâde şecâate isti'dâdınız vardır. Zîra; bir menfaat veya cüz'î bir haysiyet veya itibarî bir şeref için veya “Filân yiğittir” sözlerini işitmek gibi küçük emirlere hayatını istihfaf eden veya ağasının nâmusunu isti'zam için kendini fedâ eden kimseler, eğer uyansalar, hazinelere değer olan İslâmiyet milliyetine (Hâşiye-2) [^25] yani üçyüz milyon İslâmın uhuvvetlerini ve manevî yardımlarını kazandıran İslâmiyet milliyetine, binler rûhu da olsa, acaba istihfaf-ı hayat etmezler mi?.. Elbette hayatını on paraya satan, on liraya binler şevkle satar.
[^25]:(Hâşiye-2) Milliyetimiz bir vücûddur. Rûhu İslâmiyet, aklı Kur'ân ve Îmândır.
Maatteessüf güzel şeylerimiz gayr-ı müslimler eline geçtiği gibi, güzel olan ahlâklarımızı da yine gayr-ı müslimler çalmışlar. Güyâ bizim bir kısım ictimâî ahlâk-ı àliyemiz yanımızda revâc bulmadığından, bize darılıp onlara gitmiş. Ve onların bir kısım rezâili, kendileri içinde çok revâc bulmadığından cehâletimizin pazarına getirilmiş!..
Hem, büyük bir taaccüb ile görmüyor musunuz ki: Terakkiyât-ı hâzıranın üssü'l-esâsı ve belki din-i hakkın muktezâsı olan “Ben ölürsem devletim, milletim ve ahbablarım sağdırlar” gibi kelime-i beyzâ ve haslet-i hamrâyı gayr-ı müslimler çalmışlar. Çünkü onların bir fedâisi der: “Ben ölürsem milletim sağ olsun, içinde bir hayat-ı maneviyem vardır.” Ve bütün sefâletin ve şahsiyâtın esâsı olan “Ben öldükten sonra dünya ne olursa olsun. İsterse tûfân olsun.” Veyâhut وَاِنْ مِتُّ عَطْشًا فَلاَ نَزَلَ الْقَطْرُ olan kelime-i hamkâ ve seciye-i avrâ, himmetimizin elini tutmuş rehberlik ediyor. İşte en iyi haslet ki, dinimizin muktezâsıdır. Biz; rûhumuzla, canımızla, vicdânımızla, fikrimizle ve bütün kuvvetimizle demeliyiz ki: “Biz ölsek, milletimiz olan İslâmiyet haydır, ilelebed bâkîdir. Milletim sağ olsun. Sevâb-ı uhrevî bana kâfîdir. Milletin hayatındaki hayat-ı maneviyem beni yaşattırır. Âlem-i ulvîde beni mütelezziz eder.” وَالْمَوْتُ يَوْمُ نَوْرُوزِنَا deyip, nurun ve hamiyetin nurlu rehberlerini kendimize rehber etmeliyiz.
