hemfikir olan münâfıkları sever. Kendine muhâlif olan ehl-i hakikati belki ehl-i velâyeti tenkid ve adâvet eder, hattâ hissiyat-ı diniyeyi o cereyanlara tâbi yaparlar.
İşte bu asrın bu acîb tehlikesine karşı Risale-i Nurun hizmet ve meşgalesi, şimdiki siyaseti ve cereyanlarını o derece nazarımdan iskàt etmiş ki, bu harb-i umumîyi dört aydır merak etmedim, sormadım.
Hem Risale-i Nurun hàs talebeleri, bâkî elmaslar hükmünde olan hakàik-ı îmâniyenin vazifesi içinde iken zâlimlerin satranç oyunlarına bakmakla vazife-i kudsiyelerine fütûr vermemek ve fikirlerini bulaştırmamak gerektir.
Cenâb-ı Hak, bize, nur ve nurânî vazife vermiş; onlara da zulümlü ve zulümâtlı oyunları vermiş. Onlar bizden istiğnâ edip yardım etmedikleri ve elimizdeki kudsî nurlara müşteri olmadıkları hâlde, onların karanlıklı oyunlarına vazifemizin zararına bakmaya tenezzül etmek hatâdır. Bize ve merakımıza dâiremiz içindeki ezvâk-ı maneviye ve envâr-ı îmâniye kâfî ve vâfîdir.
Said Nursî ∗∗∗
► (15) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Bugünlerde, Risale-i Nura sû-i kasd edenlerin ve sizlere sıkıntı verenlerin haklarında, bana verdiği bir hiddet neticesinde bedduâya teşebbüs ettim. Birden Isparta’ya kıyamadım, bedduâ yerine: “Yâ Rab! Isparta, Risale-i Nurun bir Medresetü'z-Zehrâ’sıdır. Oradaki fenâ memurları dahi ıslah eyle, hüsn-ü âkıbet ver” diye duâ eyledim ve ediyorum.
Said Nursî ∗∗∗
► (16) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, sıddık, fedâkâr kardeşlerim!
Nurlar, bil'akis Isparta tevakkufuna karşı, buralarda inkişafat ile tezâhür etti.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى En ziyâde bize nezâretle, bizimle ve siyasetle alâkadar mühim bir zât geldi. Ona dedim ki: Bu onsekiz senedir
