İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 335 / 683
335

ve geniş hakikatin şehâdetleri, kâinâtın bu büyük şehâdetini isbât ediyorlar.

#### Birinci Hakikat

BİRİNCİ HAKİKAT: Usûlü'd-din ve ilm-i kelâmın dâhî ulemâsının ve hükemâ-i İslâmiyenin gördükleri ve hadsiz bürhânlarla isbât ettikleri hudûs ve imkân hakikatleridir. Onlar demişler ki: “Mâdem âlemde ve herşeyde tağayyür ve tebeddül var, elbette fânîdir, hâdistir, kadîm olamaz. Mâdem hâdistir, elbette onu ihdâs eden bir Sâni' var. Ve mâdem herşeyin zâtında vücûdu ve ademi, bir sebeb bulunmazsa müsâvîdir, elbette vâcib ve ezelî olamaz... Ve mâdem muhâl ve bâtıl olan devir ve teselsül ile birbirini icâd etmek mümkün olmadığı kat'î bürhânlarla isbât edilmiş, elbette öyle bir Vâcibü'l-Vücûd’un mevcûdiyeti lâzımdır ki; nazîri mümteni', misli muhâl ve bütün mâadâsı mümkün ve mâsivâsı mahlûku olacak.”

Evet hudûs hakikati, kâinâtı istilâ etmiş, çoğunu göz görüyor, diğer kısmını akıl görüyor. Çünkü, gözümüzün önünde her sene güz mevsiminde öyle bir âlem vefât eder ki; herbirisinin hadsiz efrâdı bulunan ve herbiri zîhayat bir kâinât hükmünde olan yüzbin nev'i nebâtât ve küçücük hayvanat, o âlem ile beraber vefât ederler. Fakat o kadar intizam ile bir vefâttır ki; haşir ve neşirlerine medâr olan ve rahmet ve hikmetin mu'cizeleri, kudret ve ilmin hàrikaları bulunan çekirdekleri ve tohumları ve yumurtacıkları baharda yerlerinde bırakıp, defter-i a'mâllerini ve gördükleri vazifelerin programlarını onların ellerine vererek, Hafîz-i Zülcelâl’in himâyesi altında, hikmetine emânet eder, sonra vefât ederler. Ve bahar mevsiminde, haşr-i a'zamın yüzbin misâli ve nümûne ve delilleri hükmünde olarak o vefât eden ağaçlar ve kökler ve bir kısım hayvancıklar, aynen ihyâ ve diriliyorlar. Ve bir kısmının dahi, kendi yerlerinde emsâlleri ve aynen onlara benzeyenleri icâd ve ihyâ olunuyor. Ve geçen baharın mevcûdâtı, işledikleri amellerin ve vazifelerin sahifelerini ilânat gibi neşredip ﴾ وَاِذَا الصُّّحُفُ نُشِرَتْ ﴿ âyetinin bir misâlini gösteriyorlar.

Hem hey'et-i mecmua cihetinde, her güzde ve her baharda büyük bir âlem vefât eder ve taze bir âlem vücûda gelir. Ve o vefât ve hudûs, o kadar muntazam cereyan ediyor ve o vefât ve hudûsta, gayet intizam ve mîzanla o kadar nev'ilerin vefiyâtları ve hudûsları oluyor ki; güyâ dünya öyle bir misâfirhânedir ki, zîhayat kâinâtlar ona misâfir olurlar ve seyyah âlemler ve seyyâr dünyalar ona gelirler, vazifelerini görürler, giderler.

İşte, bu dünyada böyle hayatdâr dünyaları ve vazifedâr kâinâtları kemâl-i ilim ve hikmet ve mîzanla ve muvâzene ve intizam ve nizâmla ihdâs ve icâd edip Rabbânî maksadlarda ve İlâhî gayelerde ve Rahmânî hiz

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.