İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 314 / 683
314

etmek hakikatidir ki; zîrûhlar adedince şâhidleri bulunan bir bürhân-ı bâhir olarak, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm’un vücûb-u vücûduna ve sıfât-ı seb'asına ve vahdetine şehâdet eder.

İkincisi: O hadsiz masnû'lar birbirinden sîmâca fârikalı ve şekilce zînetli ve mikdarca mîzanlı ve sûretçe intizamlı bir tarzdaki temyizden, tezyînden, tasvirden öyle azametli ve kuvvetli bir hakikat görünür ki; Kàdir-i Külli Şey ve Âlim-i Külli Şey’den başka hiçbir şey, bu her cihetle binlerle hàrikaları ve hikmetleri gösteren ihâtalı fiile sâhib olamaz ve hiçbir imkân ve ihtimal yok.

Üçüncüsü: Birbirinin misli ve aynı veya az farklı ve birbirine benzeyen mahsur ve mahdûd yumurtalardan ve yumurtacıklardan ve nutfe denilen su katrelerinden o hadsiz hayvanların yüzbinler çeşit tarzlarda ve birer mu'cize-i hikmet mâhiyetinde bulunan sûretlerini, gayet muntazam ve muvâzeneli ve hatâsız bir hey'ette açmak ve fethetmek öyle parlak bir hakikattir ki; hayvanlar adedince senedler, deliller o hakikati tenvir eder.

İşte bu üç hakikatin ittifakıyla, hayvanların bütün envâ'ı, beraber öyle bir لَااِلٰهَاِلَّاهُوَ deyip şehâdet getiriyorlar ki; güyâ zemin, büyük bir insan gibi, büyüklüğü nisbetinde لَااِلٰهَاِلَّاهُوَ diyerek semâvât ehline işittiriyor mâhiyetinde gördü ve tam ders aldı. Birinci Makamın yedinci mertebesinde bu mezkûr hakikatleri ifâde mânâsıyla:

لااِلٰهَاِلَّااللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ اِتِّفَاقُ جَمِيعِ اَنْوَاعِ الْحَيْوَانَاتِ وَالطُّيُورِ الْحَامِدَاتِ الشَّاهِدَاتِ بِكَلِمَاتِ حَوَاسِّهَا وَقُوَاهَا وَحِسِّيَّاتِهَا وَلَطَائِفِهَا الْمَوْزُونَاتِ الْمُنْتَظَمَاتِ الْفَصِيحَاتِ وَبِكَلِمَاتِ جِهَازَاتِهَا وَجَوَارِحِهَا وَاَعْضَائِهَا وَآلاَتِهَا الْمُكَمَّلَةِ الْبَلِيغَاتِ بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ اِحَاطَةِ حَقِيقَةِ الْاِيجَادِ وَالصُّنْعِ وَالْاِبْدَاعِ بِالْاِرَادَةِ وَحَقِيقَةِ التَّمْيِيزِ وَالتَّزْيِينِ بِالْقَصْدِ وَحَقِيقَةِ التَّقدِيرِ وَالتَّصْوِيرِ بِالْحِكْمَةِ مَعَ قَطْعِيَّةِ دَلاَلَةِ حَقِيقَةِ فَتْحِ جَمِيعِ صُوَرِهَا الْمُنْتَظَمَةِ الْمُتَخَالِفَةِ الْمُتَنَوِّعَةِ الْغَيْرِ الْمَحْصُورَةِ مِنْ بَيْضَاتٍ وَقَطَرَاتٍ مُتَمَاثِلَةٍ مُتَشَابِهَةٍ مَحْصُورَةٍ مَحْدُودَةٍ

denilmiştir.

8. Mertebe: Enbiyâlar

Sonra o mütefekkir yolcu, mârifet-i İlâhiyenin hadsiz mertebelerinde ve nihâyetsiz ezvâkında ve envârında daha ileri gitmek için, insanlar âlemine ve beşer dünyasına girmek isterken, başta enbiyâlar olarak onu içeriye

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.