Ben, hàrika bir ihsân-ı İlâhî eseri olarak şâkirâne sabrediyorum ve etmeye de karar verdim.
Mâdem biz kadere teslîm olup bu sıkıntıları خَيْرُ الْاُمُورِ اَحْمَزُهَا sırrıyla, ziyâde sevâb kazanmak cihetiyle manevî bir ni'met biliyoruz. Ve mâdem, geçici, dünyevî musîbetlerin sonları ekseriyetle ferâhlı ve hayırlı oluyor. Ve mâdem biz, hakkalyakìn derecesinde yakìni bir kat'î kanâatimiz var ki, biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve Cennet gibi güzel ve saâdet-i ebediye gibi şirindir. Elbette biz bu sıkıntılı hâller ile müftehirâne, müteşekkirâne “Bir mücâhede-i maneviye yapıyoruz.” diye şekvâ etmemek lâzımdır. ∗∗∗
► (21) ◄
Azîz Kardeşlerim!
Evvel âhir tavsiyemiz: Tesânüdünüzü muhâfaza; enâniyet, benlik, rekabetten tahaffuz ve îtidâl-i dem ve ihtiyattır.
Said Nursî ∗∗∗
► (22) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu müddeiumumun iddianâmesinden anlaşıldı ki, hükûmetin bazı erkânını iğfal edip aleyhimize sevkeden gizli zındıkların plânları akîm kalıp yalan çıktı. Şimdi bahâne olarak, cem'iyetçilik ve komitecilik isnâdıyla yalanlarını setre çalışıyorlar. Ve bunun bir eseri olarak benimle kimseyi temâs ettirmiyorlar! Güyâ temâs eden, birden bizden olur. Hattâ büyük memurlar da çok çekiniyorlar ve bana sıkıntı verdirmekle kendilerini âmirlerine sevdiriyorlar.
Said Nursî ∗∗∗
► (23) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Ben, gerçi sizinle sûreten görüşemiyorum; fakat sizin yakınınızda ve beraber bir binada bulunduğumdan çok bahtiyarım ve müteşekkirim. Ve ihtiyarım olmadan, bazen lüzumlu tedbirler ihtar edilir. Ezcümle: Birisi, yanımdaki koğuşa masonlar tarafından hem yalancı, hem câsus bir mahpus gönderilmiş. Tahrib kolay olmasından –hususan böyle haylaz gençlerde–
