İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 572 / 683
572

bile etmez. Onu zindânlara atanlara, ancak salâh ve îmân temennî eder. Gaye uğrunda ölüm, onun için basit bir şeydir.

Kendisi bir çanak çorba, bir bardak su, bir lokma ekmekle teğaddî eder. Elbisesi pek basit ve fakirânedir; beyaz Amerikan bezinden pamuklu bir hırka... Çamaşırını kirlenmeden değiştirir ve temizletir. Temizliğe fevkalâde i'tinâ eder. Kağıt parayı tutmaz ve üstünde taşımaz. Mâmelek nâmına dünyada hiçbir şeyi yok. Kendi için yaşamaz, cem'iyet için yaşar.

Yapısı ufak tefektir, fakat heybetlidir, haşmetlidir. Gözleri birer şems-i tâbân gibi nur saçar. Bakışları şâhânedir. Maddeten, belki dünyanın en fakir adamıdır; fakat maneviyat âleminin sultanıdır.

Seksen küsûr senenin âlâmı yüzünde bir buruşuk yapamamış, yalnız saçlarını ağartmıştır. Rengi, pembe beyazdır. Sakalı yoktur. Bir delikanlı kadar zindedir. Halîm ve selîmdir. Fakat heyecana geldiği zaman bir arslan tavrı alır, iki dizinin üstüne doğrulur, bir şâhenşâh gibi konuşur.

En sevmediği şey siyasettir. Otuzbeş senedir bir gazeteyi eline almış değildir. Dünya şuûnu ile alâkasını kesmiştir. Akşam namazından sonra, ferdâsı öğleye kadar kimseyi kabûl etmez, ibâdetle meşgul olur. Pek az uyur. Talebelerini de siyasetten şiddetle men'eder. Memleketin her tarafında altıyüz bini mütecâviz, belki bir milyonu bulan talebeleri memleketin en faziletli evlâdlarıdır. Üniversitenin muhtelif fakültelerinde müsbet ilimler tahsil eden şâkirdleri pek çoktur, yüzlercedir, binlercedir. Hiçbir Nur talebesi yoktur ki, sınıfının en faziletlisi, en çalışkanı olmasın. Memleketin her tarafında bulunan bu yüzbinlerce Risale-i Nur talebesinden hiçbirinin, hiçbir yerde âsâyişi muhill hiçbir hareketi, hiçbir vak'ası yoktur. Her Nur talebesi, hükûmetin, nizâm ve intizamın tabîi birer muhâfızıdır; âsâyişin manevî bekçisidir. ∗∗∗

İstanbul seyahatinden muzdarib olup olmadığını sordum

İstanbul seyahatinden muzdarib olup olmadığını sordum:

Bana ızdırâb veren, dedi, yalnız İslâmın ma'rûz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hàriçten gelirdi; onun için mukâvemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor; kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukâvemet güçleşti. Korkarım ki cem'iyetin bünyesi buna dayanamaz, çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cem'iyetin basîret gözü böyle körleşirse, îmân kalesi tehlikededir. İşte benim ızdırâbım, yegâne ızdırâbım budur. Yoksa şahsımın ma'rûz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeğe bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate ma'rûz kalsam da îmân kalesinin istikbâli selâmette olsa!

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.