dostunu bir-iki saat görmek için yirmi gün yol gider ve yüz lirayı sarfeder. Şimdi bu acîb, dostsuz zamanda, samîmî kırk-elli dostunu birden, bir-iki ay görmek ve Lillâh için muhabbet etmek ve hakîki bir tesellî alıp vermek elbette başımıza gelen bu meşakkatle ve zâyiât-ı maliye, ona karşı pek ucuz düşer, ehemmiyeti kalmaz. Ben kendim, buradaki kardeşlerimden on sene firâktan sonra, bir tekini görmek için bu meşakkati kabûl ederdim. Teşekkî, kaderi tenkid ve teşekkür, kadere teslîmdir.
Said Nursî ∗∗∗
► (19) ◄
Azîz ve Sıddık Kardeşlerim!
Mâdem âhiret için, hayır için, ibâdet ve sevâb için, îmân ve âhiret için Risale-i Nur ile bağlanmışsınız. Elbette bu ağır şerâit altında, herbir saati yirmi saat ibâdet hükmünde.. ve o yirmi saat ise, Kur'ân ve îmân hizmetindeki mücâhede-i maneviye haysiyetiyle yüz saat kadar kıymetdâr.. ve yüz saat ise, böyle herbiri yüz adam kadar ehemmiyetli olan hakîki mücâhid kardeşler ile görüşmek ve akd-i uhuvvet etmek, kuvvet vermek ve almak ve tesellî etmek ve mütesellî olmak ve hakîki bir tesânüd ile kudsî hizmete sebatkârâne devam etmek ve güzel seciyelerinden istifade etmek ve Medresetü'z-Zehrâ’nın şâkirdliğine liyâkat kazanmak için açılan bu imtihan meclisi olan şu Medrese-i Yûsufiye’de ta'yinini ve kaderce takdir edilen kısmetini almak ve mukadder rızkını yemek ve o yemekten sevâb kazanmak için buraya gelmenize şükretmek lâzımdır. Bütün sıkıntılara karşı mezkûr fâideleri düşünüp sabır ve tahammülle mukàbele etmek gerektir.
Said Nursî ∗∗∗
► (20) ◄
Azîz, Sıddık, Sebatkâr ve Vefâdâr Kardeşlerim!
Sizi müteessir etmek veya maddî bir tedbir yapmak için değil, belki şirket-i maneviye-i duâiyenizden daha ziyâde istifadem için ve sizin de daha ziyâde îtidâl-i dem ve ihtiyat ve sabır ve tahammül ve şiddetle tesânüdünüzü muhâfaza için bir hâlimi beyân ediyorum ki; burada bir günde çektiğim sıkıntı ve azâbı, Eskişehir’de bir ayda çekmezdim. Dehşetli masonlar, insafsız bir masonu bana musallat eylemişler; tâ hiddetimden ve işkencelerine karşı, “Artık yeter!” dememden bir bahâne bulup, zâlimâne tecâvüzlerine bir sebeb göstererek yalanlarını gizlesinler.
