İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 221 / 683
221

Mahkemenin Reis Ve Âzâlarından Ehemmiyetli Bir Hakkımı Taleb Ederim

MAHKEMENİN REİS VE ÂZÂLARINDAN EHEMMİYETLİ

BİR HAKKIMI TALEB EDERİM

Şöyle ki: Bu mes'elede yalnız şahsım medâr-ı bahis değil ki, siz beni tebrie etmekle ve hakikat-i hâle muttali' olmanızla mes'ele hallolsun. Çünkü, ehl-i ilim ve ehl-i takvânın şahs-ı manevîsi, bu mes'elede nazar-ı millette itham altına girdiği ve hükûmete dahi ehl-i takvâ ve ilme karşı bir emniyetsizlik geldiği ve ehl-i takvâ ve ilim, tehlikeli ve zararlı teşebbüslerden nasıl sakınacağını bilmesi lâzım olduğu için; benim müdafaâtımın kendim kaleme aldığım bu son kısmını, herhalde yeni hurûf ile, matbaa vâsıtasıyla intişarını isterim. Tâ ki ehl-i takvâ ve ehl-i ilim, entrikalara kapılmayıp; zararlı, tehlikeli teşebbüslere yanaşmasınlar ve hükûmetin şahs-ı manevîsi nazar-ı millette ithamdan kurtulsun. Ve hükûmet dahi, ehl-i ilim hakkında emniyet etsin ve bu anlaşılmamazlık ortadan kalksın. Ve hükûmete ve millete ve vatana çok zararlı düşen bu gibi hâdiseler ve anlaşmamazlık daha tekerrür etmesin...

Elhak, bundan dokuz sene evvel Onuncu Söz, sekizyüz nüsha yayılmasıyla, ehl-i dalâletin kalblerindeki inkâr-ı haşri, kalblerinde sıkıştırıp lisânına getirmeye meydân vermedi, ağızlarını tıkadı ve hàrika bürhânlarını gözlerine soktu. Evet, Onuncu Söz, haşir gibi bir rükn-ü azîm, îmânın etrafında çelikten zırh oldu; ehl-i dalâleti susturdu. Elbette hükûmet-i cumhûriye bundan memnun oldu ki, meb'ûsânın ve vâlilerin ve büyük memurların ellerinde kemâl-i serbestiyet ile Onuncu Söz’ün nüshaları gezdi.

Dört aydan beri, bu hayat-memât mes'elesinde, hiçbir yerden benim acınacak hâlim bir mektûbla dahi sordurulmadığı ve benim hakkımda halkı tenfîr edecek bir sûrette teşhîr etmekle nefret-i âmmeyi aleyhime celbedip bütün bütün teshîlât ve muâvenetten mahrum kalmış, garîb ve kimsesiz hâlimi tasvir eden, i'tirâznâmemde izâh ettiğim bir hikâye: Bir zaman, bir pâdişahın mübtelâ olduğu bir hastalığın ilâcı, bir çocuğun kanı imiş! O çocuğun pederi, çocuğu, hâkimin fetvâsıyla bir para mukâbilinde pâdişaha vermiş. Çocuk, mecliste ağlamak ve şekvâ yerine gülmüş. Sormuşlar:

Neden istimdâd etmiyorsun, şikâyet etmiyorsun, gülüyorsun? Demiş ki:

İnsan, musîbete giriftâr olduğu vakit; evvel pederine, sonra hâkime, sonra pâdişaha şekvâ eder. Benim pederim, beni kesilmek için satıyor; işte hâkim de ölmekliğime karar veriyor; işte pâdişah benim kanımı istiyor... Bu antika ve pek garîb ve şekli çok çirkin ve hiç görülmemiş bu hâle karşı, ancak gülmek ile mukàbele edilir!

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.