İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 128 / 683
128

Dâru'l-Hikmet’te bulunduğu zamanlarda geçirdiği bir inkılâb-ı rûhîyi, bilâhare neşrettiği bir eserinde şöyle beyân ediyor:

Dâru'l-Hikmet’te bulunduğu zamanlarda geçirdiği bir inkılâb-ı rûhîyi, bilâhare neşrettiği bir eserinde şöyle beyân ediyor:

“Eski Said’in gâfil kafasına müdhiş tokatlar indi, “El-Mevtü Hakkun” kaziyesini düşündü. Kendini bataklık çamurunda gördü. Medet istedi, bir yol aradı, bir halâskâr taharrî etti. Gördü ki, yollar muhtelif; tereddütte kaldı. Gavs-ı A'zam olan Şeyh-i Geylânî’nin (R.A.) “Fütûhu'l-Gayb” nâmındaki kitabıyla tefe'ül etti. Tefe'ülde şu çıktı:

اَنْتَ فِى دَارِ الْحِكْمَةِ فَاطْلُبْ طَبِيبًا يُدَاوِى قَلْبَكَ

Acîbdir ki; o vakit ben, Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiye âzâsı idim. Güyâ Ehl-i İslâm’ın yaralarını tedâviye çalışan bir hekim idim. Hâlbuki en ziyâde hasta ben idim. Hasta evvelâ kendine bakmalı, sonra hastalara bakabilir.

İşte Hazret-i Şeyh bana der ki: “Sen kendin hastasın, kendine bir tabib ara!” Ben dedim: “Sen tabibim ol!” Tuttum, kendimi ona muhâtab addederek, o kitabı bana hitâb ediyor gibi okudum. Fakat kitabı çok şiddetli idi. Gururumu dehşetli kırıyordu. Nefsimde şiddetli ameliyât-ı cerrâhiye yaptı. Dayanamadım, yarısına kadar kendimi ona muhâtab ederek okudum; bitirmeye tahammülüm kalmadı. O kitabı dolaba koydum. Fakat sonra, ameliyât-ı şifâkârâneden gelen acılar gitti, lezzet geldi. O birinci üstadımın kitabını tamam okudum ve çok istifade ettim. Ve onun virdini ve münâcâtını dinledim, çok istifaza ettim.

Sonra İmâm-ı Rabbânî’nin “Mektûbat” kitabını gördüm, elime aldım. Hàlis bir tefe'ül ederek açtım. Acâibdendir ki, bütün Mektûbatında yalnız iki yerde “Bediüzzaman” lafzı var. O iki mektûb bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektûbların başında “Mirza Bediüzzaman’a Mektûb” diye yazılı olarak gördüm. Fesübhânallâh! Dedim, bu bana hitâb ediyor. O zaman Eski Said’in bir lakabı, “Bediüzzaman” idi. Hâlbuki Hicretin üçyüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî’den başka o lakabla iştihâr etmiş zâtları bilmiyordum. Demek İmâm’ın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektûbu yazmış. O zâtın hâli, benim hâlime benziyormuş ki, o iki mektûbu kendi derdime devâ buldum. Yalnız İmâm, o mektûblarında tavsiye ettiği gibi çok mektûblarında musırrâne şunu tavsiye ediyor: “Tevhid-i kıble et.” Yani: “Birini üstad tut, arkasından git, başkasıyla meşgul olma.”

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.